TSL 2010-11sezonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TSL 2010-11sezonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2011 Çarşamba

Bu Takım Anahtar Deliğinden Bile İzlenir



TRT’nin bağlandığı şehrin delikanlısı en azından 16+ futbol karşısında RTÜK’e şikayette bulunabilir. Olsun… Bu muhteşem bir yıl geçirebileceğimize limon sıkabilir mi?
Tamam, bir çiçekle bahar gelmez. Sadece yüksek sadakat içinde her adımına Pocahontas olduğumu takımımı ilk defa göbeğimi kaşıyarak izleyebildim. Yenilerin basküle çıkması için cadıların o dadlı evinde pankreaslarını bırakması gerekecektir lakin Almedia bir feet yukarıda diğerlerinden. Sadece Nobre’nin rejenarasyon sürecini başlatmasıyla bile ilk övgüyü hak eder. Ve nihayetinde ikili sistemden mütevellit arka direkler için bir canavar üretebildik. Sol ayağından çıkan topların birkaç kilometre bölü saatini kafasına aktarırsa al sana müstakbel gol kralı…
Gol kralı çıkarmanın bir Beşiktaşlı için ne kadar büyük özlem olduğunu çok ama çok az insan anlayabilir. İşte burada Mr.Nobre Brezilya yağmur ormanlarından getirttiği kauçuktan yapılan ayakkabının farkını görmeyeniniz yoktur. Alex’in e-muhtırasından seneye sebeplenmiş desem Guti’ye ayıp olmaz mı? İlk yarıda çöl şeytanı gibi belirip kaybolan İspanyol kendine Real Madrid paragrafını açmak için tap tuşunu bekliyormuş. Schuster, Real Madrid’de Senagalli’ye Aurelio görevini yüklemişken dibinde Haz. Guti yer alıyordu. Ernst’in ilk kez yokluğunda oluşan hacimsel boşluğunu fena da doldurmadı. İlerideki yetenekli adam seviyesi artınca da yan pas yapmak zorunda kalmadı ve 2 asist 1 gol…
Şimdi arkadaşım, dostum hiç taktiğe girmek istemiyorum bu takım asosyal 4-2-4 oynuyor. Yani ben evden çıkmam, kayıt tuşuna basarım 200 cm Beşiktaş izlerim…
Evet, Hilbert hakkında görüşlerim sabitlenmiş durumdadır. Bana Hilbert sağ bek dedirtemezsiniz. En azından Schuster sisteminde. Misal Ali Tandoğan’ın kafa travmasından sonra Ertuğrul Sağlam’a kim gelsin deseniz size Hilbert’i söyleyecektir ve orada sağbekte de kalsa piyasasını arttırır. Sakın ola Hilbert hakkında kötü düşüncelerim olduğu sanılmasın. Q7’nin yerine hiç çekinmeden oynatırım. Beşiktaş’a bir Gökhan Gönül lazım. Bir de genç bir Üzülmez. Allah aşkına İsmail Köybaşı’nın Beşiktaş’a geldiğinden beri savunmada(hadi hücumda da) 2.5 gol altı olumsuz hareketini belirtin. Gelecek görsem kene gibi yapışırım kendisine de duman tütmüyor ki. Beşiktaş’ın solunda Ersan’ı göreceksek belli zorlamaların boşa çıkmasının ardından neye yarar…
Sivok ise sona saklandı. Beyninin herhangi köşesinden psikopatlık aksa da lazımsın ulan…

21 Kasım 2010 Pazar

'66

*Güne Pascal Nouma’nın “kötü kadın” benzetmesiyle başladım. Kime dedi? Hepsi kayıtlarda mevcut.
Sohbetin diğer safhalarındaydı beni ilgilendiren konu: Rodrigo’lardan birini diğerine üstün tutması. Herkesin günah yüklediği adamlardan biri olmak ve bunu taşımak gerçekten zordur. Pascal kariyerinde taraftardan korktuğundan dolayı daha iyi oynamaya çabaladığını belirtince de herhalde Filip’in dün akşam çıkış tüneline gidemeyen ürkek bir yaratık halini almasıyla empati kurabilirdi. Holosko’nun oyunuyla Beşiktaş’ın titrinin örtüşmeyeceğine inananlardanım lakin futbolcuya bu denli feci tavır koymak anlaşılır bir şey değil. Kara listeye Tabata’nın girmesi de an meselesidir. Guti süper iletken, Tabata yarı iletken ve dün de aslının olmadığı yerde görevini yerine getirmiştir. Bu adam hala 8 milyon avro kurbanı olmaktadır.
*Schuster’in halini ise sorgu odasındaki şüpheliye eş tutuyorum. Orada da sorgunun başını şüphelimiz kendisine yöneltilen sorularıa verdiği cevaplarla alaya almaktadır sonra zaman geçer ve yeni kanıtlar önüne serilmeye başladığında hemen suratı gerilir. İlk cümlesi de ”Avukatımı istiyorum” dur. Kayzer gibi elini kolunu sallaya sallaya gideceğini bilse bile…
Sorunum oynatmak istediği futbolla değil. Oyuncusunu satan bir yapısı da yok gördüğümüz kadarıyla. Aslında yüreğime ilk lekeyi düşüren Tayfur Havutçu olayıdır ve bu olguyu herhangi bir sözlük yazsam şöyle açıklayabilirim: Herhangi bir Ralli’de sırf co-pilot’unu yanında istememesinden ötürü arabayı iki katlı hale getirip tüm aerodinamik yapısını değiştirmek
*Futbola bakış açımı bir kez daha kelimelere dökeyim. Bir teknik adam iki yıl boyunca görevinde kalmalıdır; skorlar ne olursa olsun. Kulübe bir alışkanlık kazandırılacaksa en önemlilerinden biri bu olmalıdır. Böylelikle oyuncu arşivleri taradığında! her teknik adamın en az 2 yıl kulüpte kalmış olduğunu görecek ve tavrını ona göre belirleyecektir.
Kaldı ki benim için Avrupa Kupası’nı baharmışsın gibi beklemek yeter de artar…
*Devamında ilk yarının son 25 dakikası boyunca Gaziantepspor’un iyi sayılabilecek futboluna baktım. Golcü ve çakma da olsa bir Ernst bulurlarsa belanın Paris’i olurlar. Olcan ve Serdar sene başından beri ekleye ekleye geliyorlar. Antalyaspor puanları ise hep Tita’nın topla buluşmasına endeksli.
*Zurnanın zırt dediği yere gelmek için çeyrek porsiyonla yetindiğim maçı yarıda kesiyorum. Eğer Revna Demirören, İtalyan kulüplerinde örneklerine rastladığımız üzere Beşiktaş başkanlığına gelecekse bugünkü yapmadıklarıyla istifasını baştan vermiş oldu. Yanındaki oğluyla ilk küfrü duyduğu anda salonu terk etmiyorsa o zaman bazı şeylerin önüne geçilemez. Çok utandım maçı izlerken. Hakemleri de maç boyunca sadece bir hata yapmalarından ötürü tebrik edelim. Cafe Crown ya da Cola Turka’dan vazgeçilmedikçe ligin rekabet ortamı dengesiz kalmaya mahkûmdur. Oradan aldıkları paraları futbola aktaranlar olsa bile geçerlidir önceki cümle…
*Son 42 dakikasında ise Trabzon tuşuna bastım. Es-Es hücum ruhunu zaten Sivas’a göndermişti, Sivas’tan da Buca aktarmalı bir transatlantik getirmişti. Trabzon’da koskocaman bir yüzer yapı gördük 2. yarıda. Hele bir kare var ki tüm sözlerimin yerine geçer. (üşeniyorum videoları taramaya, resmi şimdilik koyamıyorum)
*Bir pozisyonda Volkan Yaman ayağına darbe aldı ve kameralar göstermese de(taç çizgisinin dibinde olduğundan) oyunu durdurmadan saha kenarına çıkarak tedavisini oldu(galiba). “Vay be! İşte futbolcu dediğin böyle olmalı” dedim. Dakikalar geçti Trabzonspor’un sağ taç çizgisinin dışına Doğa Kaya düştü, hakem Abay oyunu devam ettirdi,Trabzonlu bir oyuncu(Jaja) 10 saniye sonra rakip oyuncuların işaret etmesiyle topu taca attı. Kameralar Doğa Kaya’ya yöneldi. O taç çizgisinin dışında kalan adamken sahanın 2 metre içinde kıvranandı artık benim için. Pes…
*Engin Baytar, Burak’a hiç görülmedik bir pas atan adam, çıkarken yaptığını anlayamıyorum…
*Galatasaray’ın 2 Kayseri’nin de 1 penaltısı güme gitmiş midir? Hiç şüphemiz yok.
Kayseri’yi şimdiye kadar bu kadar zorlayan takım olmamıştı. Haftaya kendi adıma korkuyorum.
Pino ne kadar iyi oynarsa oynasın, şu takım Ali Lukunku’yu bile arıyor!
Santana’nın bugün basireti kördüğümdü, aynı durum Blumer için de geçerliydi…
Kaldırım’ın manevra kabiliyeti, oyuna katkısı iyi ama tıpkı İsmail Köybaşı gibi direkt rakibine dalan bir yapısı var. Sinirleri tahrip edicidir.
*Kayseri uzun topları ekseriyetle Ali Turan’ın tarafına oynadı. Buna anlam veremedim. Ali Turan çıkmakta zorlanan bir adam olduğundan sürekli ofsaytı bozmaktadır. Defanstaki diğer üçlüsü de tek çizgi halinde öne çıkmaktadır. Bu pozisyonda siz defans olarak rakibin soluna mı uzun toplar atarsınız yoksa sağına mı? Kayserispor, Balta tarafına pek ağırlık vermedi…
*Top, kendi oyuncularının isabetsiz şutlarıyla, tribünlere gittiğinde bu kadar sevinen taraftar da görmemiştim…
*Cenk Ergün de her kulüpte olmaz kıymetini bilin…(Futbolcular da altına bez bağlasın tuvalete bile gidemezler!)
*32 – 33 arası Ufuk Ceylan yine bir yerler uçuyordu, fark eden oldu mu?

14 Kasım 2010 Pazar

Jaja Vu


O golü attığında ülke futboluna çomak sokacağını kimse bilemezdi. Kharkiv- Jaja- 40 metre - Hakan - Sağlam- anahtar kelimeleri ile bir destan yazılabilir miydi?
Ertuğrul Sağlam yazdı...
Aslında çomak sokacağını kimse bilemezdi cümlesi kulübün en tepesindeki adamın bahtsızlığından ötürü pek bir anlam ifade etmiyor çünkü o kararlar neticesinde bir Uefa Kupası, dört Ukrayna şampiyonluğu, bir Dünya Kupası, bir de Türkiye şampiyonluğuyla hormonlu bir kelebek etkisi yaşandı. Geçmişi ajite etmekten pek keyif almasam da gerçekler bunlar. Uefa Kupası ve 4 Ukrayna şampiyonluğuna zaman ve şartlar dolayısıyla karşı çıkanlar olabilir...
O efsaneyi başlatan Jaja bugünse son sayfaya "the end" yazmıştır...
Jardel'den sonra ülkeye gelmiş en saf gol vuruşu yapan Brezilyalı; tek fark ise koşu mesafeleri...
Zaten zekası üst düzeyken fosfor depolamasıyla ligin ikinci yarısında en az 3 maçta "1-0 gol: Jaja-Karşılaşma sona erdi" alt yazısı okunacaktır...

Bursasporlular ilk golde Vederson'a kızmaktadırlar. Aslında teknik olarak doğru bir iş yaptı kendisi ve geri pası kaleye doğru oynamadı. Şiddeti ayarlayamaması haftanın golüne yol açtı. Eğer sorun şiddette değil de kaleden ne kadar uzakta olduğunu hesaplayamamaksa futbolu bırakabilir. O ismiyle zaten parasız kalmaz.
Seneye Bursaspor'un kalecisi değişirse pek şaşırmam. Ivankov'un bu sezonki düşüşü hiçbir şekilde açıklanamaz.
Fenerbahçe de tekrarı yaşayanlardan...
Her şeyi bir kenara bıraktım... Aykut Kocaman'ın maç sonunda gözünü hiçbir yere sabitleyip sanki sufle alırmışçasına demeç vermesine ne demeli?
Saha dışı sahanın içinden daha bulanık...
Antep'in ise bir Brezilyalı'ya yenik düşmesi ironinin alası...Bu sefer sadece milliyetler değişti sonuç ise sabit...
Tabata ile Ivan de Souza'yı değiştirsek mi?
Türkiye liglerindeki en kötü oyuncu uzak ara Ahmet Arı'dır.
Popov olsaydı ne olurdu? Bir düşünün hele...

24 Ağustos 2010 Salı

23.08.2010 Trabzonspor-Fenerbahçe


Mehmet, Arkadiusz, Ibrahima… Remzi Giray Kaçar ve Teofilo’nun gol atması halinde maç öncesi sahaya giren Martı’nın akrostişi en tepeye döşenecekti. Aziz ahtapot Paul ise hıncından ve terk edilmişliğinden Karadeniz’in sularına gömecekti kendisini…
Akrostişe de gerek yoktu aslında… İlk yarıdaki heyecanın beş dizeye sığması mümkün de değildi. Sezon sonunda şampiyonun Trabzonspor veya Beşiktaş’tan biri olacağını işin başından beri düşlüyorum…Geçen sene, maç yazılarını hangi maçın ardından bırakmışım bir bakın…Bu senede burada bırakabilirim ama tuttuğum takımın da bordo-maviyle eşit şansa sahip olduğunu düşünerek son anlara kadar yazacağız…
Trabzonspor’un ortadaki üçlü yapısına Fenerbahçe’nin 4-4-2 düzeninde cevap verebilmesi için orta alandaki dörtlüsü Mehmet, Baroni, Emre ve Özer arasında olabildiğince az boşluk gerekiyordu ve de buna yakın bir anlayış da sağlanabildi. Safların sıklaştırılmasını gerçekleştirince de kanat akınlarınızı beklerinize yıkmaktasınız. Andre Clarindo dos Santos’un başında Yattara cambazı varken destek görevinin tamamı Gökhan Gönül’ün üzerine kaldı. İlerideki Semih – Niang ikilisinden birinin de Dünya Kupası’ndaki Diego Forlan kostümünü giymesi gerekiyordu; yani gol vuruşu düşüncesinden evvel gol yollarını açmaya yardımcı olmayı…Niang da Semih de bu meziyetlere sahip olmasına rağmen sadece çok kısa bir dönem Semih’ten görebildik bu katkıyı. Trabzonspor’un hücum hattının bu kadar etkisiz kaldığı bir akşamda üç golü sarı-lacivertlilerin defansif zaaflarına bağlayabilirsiniz. Ofsayt taktiğini geri dörtlünün tamamına uygulatmanın çok riskli olduğunu söylemeye gerek yok. Beklerin göbekteki ikiliden birkaç metre önde pozisyon alması gerekiyor ve de bu şekilde sadece defanstaki orta ikiliye kalan görevle, dört insanın hata yapma ihtimalini yarıya düşürerek rakip takımın ofsaytını daha sağlıklı biçimde arttırabilirsiniz. Fenerbahçe’nin ilk golü zaten Mehmet Topuz’un anlamsızca vuruşundan kaynaklandı ama öncesindeki duran topa yol açan pozisyonda Lugano’nun masum olabileceği kanaatindeyim. İkinci gol ise maç boyunca Fenerbahçe savunmasının neredeyse kıl payları ile kaldırttığı bayrağın bu kez havalanmamasından kaynaklandı. Bu taktiği çok fazla tatbik etmeliler yoksa hüzün vazgeçilmez… Fenerbahçe’nin dip çizgiye inerek pozisyon bulabileceği aşikardı ama kanatlara koyduğu Mehmet ve Özer’in içte olmaları ve de stillerinin buna müsaade etmemesi dip çizgiyi sadece kanatlarına açılan forvetlerine bırakıyordu. Semih’in de dip çizgiden yaptığı orta ve sonunda kazanılan golün Aykut Kocaman’ın görmesi gerekiyordu. 39. dakikada Stoch’un oyuna gireceği duyulunca Mehmet Topuz’un alınacağını umdum. Oysa yer kamerasından bitti-oynayamam işareti yapan Semih’i görünce beklentim oluşmadı. Stoch oyuna girince 4-5-1’e döndüler. Özer sol kanattan orta sahanın ortasına akın etti. Aykut Kocaman, Serkan ile Yattara’nın bağlarını kesebileceğini ummuştu Stoch’u sol kanata atarak ama bence sağ kanatta görev vermesi Trabzon’un zaten sinyal veren sol kanadını bitirebilirdi. İkinci yarıda Şenol Güneş sol kanattaki arızayı sezip Umut Bulut’u oyuna dahil etti ve Gökhan Gönül ilk yarıdaki kadar ileri çıkamadı. İkinci yarıdaki tek güzellik Mert Günok’un penaltıyı kurtarması oldu. Bir de Trabzonspor’u kalede çaylak görüp şut atmadığı için tebrik etmek gerekiyor!
Üç takımın da aynı hafta yenilmesini ben hatırlamıyorum. Belki de binde bir gerçekleşecek bir olaydır. Beklenen İstanbul depremini siz hala bekliyor musunuz? Oldu bitti bile ve bu haftalık maddi zarar 300 milyon avro. Yardımlarınız için hesap numarası veriyorum 190319051907 – 11818


22 Ağustos 2010 Pazar

21.08.2010 BEŞİKTAŞ-İ.B.B.

Evet, şu caps artık Beşiktaş’a dair sevdanın aklın hemen önüne simsiyahından perde indirmesidir. Beşiktaşlı biri İBB’yi daha fazla tanıyormuş meğer. Mustafa Demirtaş’ın maç öncesindeki beklentilerine dair yorumlarımı yazmışım. 5 atacağız…Çok ciddiyim…Sebeplerin tepesine elbet sevdanı koyuyorsun altına da defans göbeğinde Barbossa ve Marcus Vinicius’u oynamayacak İBB’yi. 36 saat öncesinde öğrendiğim savunma zaafı gözümün önüne Valeranga maçında “beş beş” diye çığırdım anı getirdi..İkinci  yorumda ise İskender Alın’dan korkumu görüyosunuz. İskender’in Beşiktaş’ın riskli savunma anlayışına en büyük zehir olacağını düşündüğümden sanal maçımda 2 gol eklemiştim kendisine…Kafamdaki skor da 5-2 idi…
Kumandaya bastım ve karşımdaki ’68 model bir zemin. Meşhur “ekin çemberleri” vardır ya. Los Galacticos’un derinliklerinden kopan uzaylıların sıra dışı şekiller çizdiği. Yeni Açık’la! Numaralı’nın birleştiği yerde 7 numarası çizmişlerdi keratalar. Hah işte. İşaretimiz de tamamdı. Alın size işte Tanrıların Arabacıları…
Bizde sevinç iki dakika sürer…Zemini konser insanları bu hale getirmiş…
Kadrolar Melihs’ ağzından dökülmeye başlıyor ve her adamda ağırlaşıyor kalbim. O 11 sanki göğsümün üzerine çıkmış tepiniyor. Her şerde bir hayır var… Kendi sanallığım zaten şu zalim arzda ne zaman endam etmiş ki…Ardından akla şunlar takılır. Schuster bu kadroyu çıkararak Yıldırım Demirören’e mesaj mı göndermek istiyordu? Yoksa gidebileceklerin hakkını yememek ve geleceğe umutla bakmak için 3 puanı riske mi ediyordu? Her ikisi de olabilir her ikisi de olmayabilir…Birincisine inanmıyorum…Şayet ikinci seçenekse burada da yarısı doğru yarısı yanlış bir karar söz konusudur…Tercihin yanlış kısımlarını belirtelim:
1-Bu maç İnönü’de oynanacaktır. İnönü’de artık bazı futbolculara sabır kalmamıştır ve bunun farkına varılmadan taraftarca mimlenmiş “güruhun” oynatılması hiç doğru değildir.
2-İBB ile maalesef yaşanan tarihi! gerginlikler hesaba katılmamıştır. Ayrıca Abdullah Mucip Avcı’nın özellikle Beşiktaş maçlarında takımını mucit gibi kurgulamasının da es geçilmesi.
3-Bu maçın milli maç arasından önce oynanacak son maç olmaması…
Tercihin doğru kısmına gelirsek:
1-Her ne kadar yukarıdaki tercihle çelişsem de yazmalıyım. Eğer Schuster bu oyuncuların kararını son hafta verse gönderilmesi düşünülen oyuncuların iki günde kulüp bulmasının zor olacağıdır. Umarım Schuster bu kararı şimdiden verebilmiştir de oyuncuların en azından yeni bir takım bulabilmesi için fazladan 7 günleri olur.

Fırat Aydınus garip düdüğünü ağzına götürür ve maç başlar. İBB’de dörtlü bir savunma vardır, onun önünde tekli bir Mahmut, sonra kanatların forveti sırayla kullandıkları dörtlü bir orta saha ve ileride o sırada kanatta durmayan bir uç eleman. 4-1-4-1…Kalede saf turist bulmuş taksici edasıyla kulağını nerdeyse bacakları arasından tutan zaman bekçisi Hasagiç..Bekleri sivrisinekten beter bir takımdan bahsediyoruz. Sağ dipte Ziya Doğan’ın burnundan düşmüş Rızvan sol dipte Ekrem…Bu ikilinin Quaresma’nın sinirlerini harap ettiğinden kimsenin kuşkusu yok…Zaten ben ne zaman Q7 şimdi geçirecek bir tane dediysem Portekizli o asabiyetinden faydalanıp oyununu daha da verimli kıldı. Belki de ellerindeki forvet yapısı Beşiktaş’a en ters gelecek adamlardan oluşmuş. Özellikle İskender Alın’ı geçen seneki yirmi kişilik lig kadroma eklediğimden, korkum büyük idi.
Beşiktaş maça hızlı başladı ama sahada golcünün zerresi olmadığından daha ilk yirmi dakikada 3-0’dan oldu. İşte risk alarak hücum oynayan takımlarda olması gereken kişi yoktu sahada. O adamın tek bir özelliği olacak. Her 3 şutundan biri gol olmalı. Belki abarttım belki de eksik söyledim. Madem oyunun hücum yönüne odaklanıyoruz bir tane adamımız koşmamış ne olur. Her takımın bir tane lüksü vardır. Biz de hakkımızı en ilerideki adamla kaybedelim. Benim içimde yara kalmış bir futbolcuyu çarpıcı olması açısından örnek vereyim. Beşiktaş tarihinin belki de aldığı süreye göre en fazla gol atan adamı Christopher Ohenhen’di ihtiyacımız. Gol yüzdesi yüksek adam erken öne geçişle farkın habercisidir, moral ibresinin hep limitleri zorlanmasıdır…
Şimdi Delgado var ya bu takımda oynadığı yerden mutsuz, bir Michael Essien gibi sürekli mevkii değiştirse hali ne olacak… Teknik adamımız 4-2-3-1’de kendisine top çıkarma görevi vermiş de Beşiktaş kaç kez uzun top oynadı sayabileniniz var mı?
Maçtan önce Milliyet muhabiri Serdar Sarıdağ şunu paylaşır bizlerle.”Geçen sene, Holosko’ya sordum senin asıl pozisyonun ne diye. O da bana dedi ki. Baros ne oynarsa ben de onu oynuyorum” . Yorumu size bırakıp sıhhatimi bozan diğer iki oyuncumuza geçiyorum.
Birincisi geldiği günden beri beğenmediğim ve bunu blogların yorum kısımlarında defalarca dile getirdiğim, Erhan Güven. Maç boyunca sadece bir kayda değer pas…
İkincisi ise Beşiktaş’ın çocuğu Nihat Kahveci. Geçen sezon sonunda o kadar umutlandım ki.
Yine de ıslıklamak bütün değerleri hiçe saymaktır. Umudumu tekrar yeşertmek isterim…
Şimdi bana yabancı kontenjanını yenşden ayarlamam için bir şans verseler Zapo, Ferrari, Fink, Ernst, Quaresma, Guti, Bobo, Hilbert, Holosko, Pür golcü! Onlusunu kullanırım. Takımımda ne Delgado’ya yer var ne de Tabata’ya. Tabata’nın değerinin 3 milyon avrodan fazla etmediğini sürekli yineledim ama ederinde bile oynamıyor…
Dün, Karabükspor forvetleri için aralarında bağ yoktur cümlesini yazdım. Biz de ise tam tersi birbirlerine o kadar bağlılar ki her pozisyonda en az ikisi kör düğüm oluveriyor... 
Q7-kaptan ve Ernst biraz da Cenk…Gerisi şimdilik lafügüzaf…
 

21 Ağustos 2010 Cumartesi

20.08.2010 Konyaspor-Eskişehirspor


Maçın sonucunu bilerek izlemek zaten oyundan alacağınız toplam zevki törpülerken bu malumatın Ziya Doğan’ın maçına rastlaması pek nahoş bir hadise. Sahada üç tane tekaüt Beşiktaşlı’dan biraz anı damıtmak iyi olacaktı. Aslında Eser Yağmur, Erkan Zengin ve Rodrigo Tello’nun siyah-beyazlı formayı nasıl sırtladıklarını yabancı birine anlatamazsınız. Kenardakilerinse ikisi de Kartal. Konyaspor’da Ziya Doğan’ın oyun anlayışının topyekûn savunmadan geçtiğini buna karşılık Rıza Çalımbay mantalitesinin daha fazla hücum tarafına karşılık gelmesi maçı ilginç hale getirebilirdi. Getirebilirdi olasılığıysa sadece Eskişehirspor’un skor avantajını yakalamasıyla sağlanabilirdi.

Daha maçın başında Sezgin’in topu kontrolüne aldığını varsayıp rahat tavırlarla yuvarlağın çizgiyi terk etmesini ve neticesinde Ivesa’nın kale atışını kullanmasını hesaplarken, Eser Yağmur’ ahmakıslatan gibi usul usul topa kayar ve içeriye yüklenen Lietava’nın da zorlamasıyla Eskişehirli Safet Nadareviç yeşil-beyazlıları öne geçirir. Ziya Doğan çölde su bulsa bu kadar sevinmeyecektir. Takımının disiplin ceketinin içine bir de hiç yokken motivasyon astarı dikilmiştir. Orta sahada Emre Toraman-İbrahim Ege ile birlikte altılı bir kitleydiler. Forvet ve kanatları da her topa baskı kurmak niyetindeydi ve Eskişehirspor’un tek şansı Pele’nin şutlarıydı. Pele şu an Fenerbahçe’de de Galatasaray’da da oynayabilir. Aslında şut atan adamlara kızmamak gerektiğine inansam da bazı pozisyonlarda çıldırttı ve denemelerinin sonucunda Eskişehirspor sezonun ilk resmi golünü geleceği parlak adamın ayağından yakaladı. Ziya Doğan doğal olarak telaşlandı. Maç gidecekti. Hamlelerini yaptı ve yine sık görülmeyecek bir golle maçın skorunu belirlendi.

Besim Abbas, Erdinç, Adnan, Gökhan dörtlüsünün geçen yıl Diyarbakır’da da savunmayı kemikleştirdiğini biliyoruz. Bu tip blok transferlerin faydalı olacağını düşünenlerdenim. Konya taraftarına heyecan gelmiş. Hiç böyle hatırlamıyorum kendilerini.

Maçlarda rüzgar olunca teknik adamların boynundaki kimliklerde burulup burulup kendilerini boğma aşamasına geliyor ve yaşını başını almış adamlara böyle bir işkence yapılmamalıdır. Yaka kartı veya pazıbent çok daha iyi olur.

Daha fazla yazmak isterim de bu maç için şu satırlar bile fazla, zaten not da tutmadım. Hakem aklı yok ki bende şurada şu faulü yaptın, burada bunu yaptın, orada onu yaptın diyerek sarı kartı göstereyim....

20.08.2010 Kayserispor-Karabükspor


Ancak transfer sezonunun bitmesiyle takımların gerçek kimliklerini sahada görebileceğiz. Maçın başlamasına 1 dakika kala televizyon karşına geçtim. Kadroların Premier League yayınlarındaki gibi maç başında alt yazı geçilmemesi sonucunda, elimde kurşunkalem oyuncu taramaya başladık. Ekran başında en fazla on dakikada tamamlanacak kadroları, Kayserispor sağ beki Hamza Çakır’ın ayağı ilk defa on altıncı dakikada topa değince bitirilebildi. İki takımın da sağlıklı bir dizilişini belirtmek gerçekten güç. Kayseri için en uygunu 4-2-3-1 formasyonudur. Karabükspor’un şablonu ise biraz flu, bu yüzden oyuncularını sahada en çok bulundukları noktalara göre konumlandırdım. İki takımı da ilk defa izlediğimden yazılanların çoğunun antrenman mahiyetinde olduğunu belirtelim. Zaten gerçek kadroları ancak 15-20 günde görebileceğiz.
Maçın ilk 10 dakikasında baskın tarafın Karabükspor olması gol pozisyonu üretebilmelerine de yansıdı. Cernat’ın altıncı dakikada sağ taraftan kullandığı mükemmele yakın serbest vuruş yakın direğin dibinde patladı. Onuncu dakika içinde önce EMMANUEL Emenike’nin ceza sahasına dalarak kaleciyle karşı karşıya kalmasına ligimizin en seksi ismi AMISULASHVILI kayarak engel oldu, sonra Birol Hikmet’in şutunda topu kornere çelen kaleci Suleymanou idi. Devamında Cernat’ın hücuma yakınlığı bırakarak orta sahadan top çıkarma çabasına şahit olduk. Bu andan itibaren de oyunun hâkiminin Kayserispor olduğu perçinlendi. Solda Troisi ve Hasan Ali Kaldırım ile oldukça aktiftiler. Sağ kanatta ise Mehmet Eren Boyraz’a Hamza Çakır çokça savunmada kalarak yardım edemediğinden yeterince pozisyon geliştiremediler. 25. dakikada Selim Teber’in kanattan yaptığı ortada topu sıyıran adam maçın da uzak ara en verimlisi Franco Dario Cangele’ydi. Gol için yapılacak tek şey rakibi önden savunmak olacaktı lakin bu kadar kısa sürede bu işin gerçekleşmesi zor olduğundan, golde aşırı bir ceza yüklememek gerekmektedir Karabükspor defansına. Savunma hakkında söylenecek kötü şeylerin başına dört oyuncunun neredeyse 100 metrelik bir yay üzerinde konumlanması gelir. Göbekteki iki savunma elemanı arasında bile otuz metreye yaklaşan boşluk var. Eğer iki bekiniz insanüstü değilse her zaman ikili bir savunma hattı olarak gözüküyorsunuz karşı ataklarda. Bir bek hücuma çıkarken diğeri beklemiyor Yücel İdiz’in taktiğinde. Kerim Zengin de Anthony Seriç de çok fazla kopuyor ortadaki ikiliden. Zaten bu anlayış sezonun geneline yayılırsa Deumi’nin ayakları gedik kapatma çabasıyla buharlaşır. Kayserispor defansı ise daha durağan ve aklı başında olduğundan sezon boyunca “bir maçta yiyecekleri” maksimum gol sayısı üç olur. İlk yarıdaki diğer tehlikeli pozisyon ise Cangele’nin “neredeyse”trivelasını auta gönderen Troisi ile harcandı. Hakemin zeminde kaymasından sonra bir dilek tutsaydım, otuz dördüncü dakikada Emenike’ye kırmızı kart verilmesini arzulardım. Boyca kaldırdığı ayağıyla gerçekleşen olay, geçen haftaki Necip Uysal – Ediz Bahtiyaroğlu pozisyonundan çok da farklı değildi. İkinci yarıda Yücel İdiz, Cernat’ı oyundan alarak yerine Denizlispor patentli didikleyici forvet Angelov’u aldı ve böylelikle Emenike ile aralarında gol-asist bağının olmadığını gördük. Ruhsal bir bağsızlık; eğer ikisi oynayacaksa ki Seriç solda kaldığı sürece bu ihtimal yok gibi, ivedilikle birbirlerine yardım etmeliler. Bir de oyuncu değişiklikleri ile takıma sürekli hücum oyuncusu aktarmak biraz çağdışı değil mi?
Kayseri’de ise sarı kartı olan Abdullah oyundan çıktı ve yerinde Jonathan Santana oynayacaktı. –cak eki Abdullah Durak’ın futbol kariyerini umarım etkilemez zira özellikle hücumdaki Santana katkısı Abdullah ile karşılaştırılamayacak kadar iyiydi. Takımın tek eksiği göbek forvet… Kalıplı bir şey olması bile yetecek gibi duruyor, orta saha elemanları ve forvetlerine baktığımızda sarı-kırmızılıların. Yoksa Cangele tıpkı Deumi gibi sezon boyunca türlü belalarla boğuşabilir. Yani Makakula’yı aramaktadırlar. İkinci yarıda Karabük’te ikili kalan savunma yüzünden birkaç pozisyon yakaladılar ama kaleci Tomic kötü gününde olmadığından elleri boş kaldı. Neticede Karabük’ün tek iyi şeyi 78 gösterisiyle taraftarıydı…

7 Ağustos 2010 Cumartesi

07.08.2010 Bursaspor -Trabzonspor

Son bir aydır yurt genelinde gerçekleşen transferlerin ardından keşke Trabzonspor okkalı bir adam alsa da Beşiktaş ve üç siyah-kırmızılı ekipten biriyle şampiyonluk yarışına dâhil olsa diyordum. Bu düşüncenin temeline geçen sezon, bolca anlatmaya çabaladığımız Güneş faktörü ve oyunculardaki vasatın biraz üstündeki istikrarlı performans harç dökmüştür. Trabzonspor da binanın sıvalı halde bekleyen duvarlarına öyle fosforlu bir mavi öyle fosforlu bir bordo boya kullandı ki artık güneşin! çaresiz olduğu yerde bile çoğu insan tarafından şampiyonluk adasından görülebilecek bir hale geldi. Jaja’nın transferi Q7’den de Guti’den de daha önemlidir. “Daha önemli” nitelemesini kullanmam futbolcuların çapları açısından kıyaslanma değildir. Kulüplerin bulundukları konum ve ünlerinden ileri gelen bir kıyaslamadır. Beşiktaş gelişme hamlesinde kendisinden iki kademe daha yüksek oyunculara yönelirken, Trabzonspor dört kademe üstündeki bir adamı getirdi. Ceyhun Gülselam gibi Orta Asya’dan Akdeniz’e kısrak hızında şutlar gönderen bir adam varken yanına da kaleciyle gol ilişkisi, sepet sarkıtan tembel teyzenin bakkalla ilişkisine özdeş olan “gerçekten uzak” forvet eklemeleri yurdum kapıcılarını çok üzer ve Onur Recep Kıvrak’ı bir numaralı milli yapabilir. Birazdan gözlerinize Seyidoğlu pekmezlerinin sunduğu taktik geliyor allı yeşilli…
Bursaspor 4-4-1-1’ini korumaktadır. Şimdi, Batalla’dan dolayı 4-2-3-1 görenlere pek bir şey diyemem. Teknik adamın ileri uca koyduğu adamdan daha fazla ilerde kalan bir adam orayı üçlü yapmaz zaten bir de ziyadesiyle savunmada kalan yeşil-beyazlılarda o üçlünün oluşması mümkün değildi. Trabzonspor ise yukarıda gördüğünüz şekilde 4-2-3-1 ile konumlandı yeryüzüne. Geçen sezon, Bursaspor maçında onlar da 4-4-1-1 ile başlamışlardı ama Burak Yılmaz oyuna dâhil olunca döndükleri 4-2-3-1 olmuştu ve skoru eşitleyebilmiştiler. Şenol Güneş de zaten çoğu insanın vücuduna tavla pulu yapıştırıp Karadeniz’de yüzdürecek birikimde olduğundan bunu hiç unutmamış ve Ertuğrul Sağlam’a ön uyarısını vermiş oldu. Yazımızın burnu ise Kolombiya’ya çevrilmiştir. Yaklaşık 6 ay evvel şu yazımızın dibinde bir cümle yazmıştım. “Sanata değer vermeyen ülkemde, henüz erken olsa da, Teocu gol atma sanatı geçer akçe olur mu? Trabzonspor’un erken golü kutsayarak başarıya gitmesiyle zor gözüküyor…” Trabzonsporlu taraftarlar beklemese de Şenol Güneş bekledi ve Kolombiya mafyası bir üyesinden oldu…
Okul önlüklerinde balinleriz demek istiyorum… Trabzonspor’un o iğrenç grisini çıkarmasını istiyorum.
Oğuz Bey ve Hiddink aylardan beri formunun nirvasına ulaşmış Serkan Balcı’yı nasıl seçmez. Bu adam Türk futbolunun değeridir. Hamit’le birlikte sağ kanada ipek yolu açabilirler. Bundan sonraki bahaneleri duman ve Sadri bey’in kafasından dolayı maçı izleyemedik olursa hiç şaşırmam…
Bir de patenti ! bu bloga ait bir espriyi yineleyelim.
“İyi ki bir dakika 60 saniye”


Related Posts with Thumbnails