TSL MAÇ YAZILARI 2009-2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TSL MAÇ YAZILARI 2009-2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2010 Pazartesi

22.02.2010 Fenerbahçe-Bursaspor



Bursaspor lig, Fenerbahçe Ziraat Kupası şampiyonu olmayacaksa iki müsabıkın 2009-10 sezonunu ilgilendiren son maçını izledik. Fenerbahçe klasik düzeni olan 4-4-1-1 ile diziliyken Bursaspor, Denizlispor’un ikinci yarının başında Fenerbahçe’ye karşı oynadığına benzer bir düzendeydi. 4-2-4 açık bir şekilde belli olmasa da gerek Volkan Şen gerek de Ozan İpek beklerine karşı yardımsever olmadıkları için 4-4-2 dizilişini uygun görmüyorum. 4-4-1-1 ise Batalla’nın Turgay’la yan yana oynamasından ötürü pek anlam ifade etmiyor. Batalla’nın Turgay’ın arkasındaki kısa süresi Ömer Erdoğan’ın başına aldığı darbe sonucu saha kenarında tedavi görmesiyle önünde oynayanların bir geri kaymasıyla sağlandı. Beklerde ise Trabzon maçında arka direkte uyumasından ötürü Keçeli-Yenal değişikliğini gördük ve belki de Ertuğrul Sağlam’ın maç evveli planlarındaki en büyük eksiklik buradan kaynaklanıyordu. Zaten iki takımın da hücum bekleriyle zirveye tırmandığını biliyoruz. Hücum becerisi Keçeli kadar kafi olamayan Yenal, karşısında temposunu bulamamış Özer varken bile ileriye destek çıkamadı. Tabii ki hücum becerisi yeterli olan Ali Tandoğan’ın da önündeki Volkan Şen’e yardım edemeyerek takımının hücum opsiyonlarını arttıramadığı da diğer bir gerçek. Özür olarak sunabileceği şey Andre Clarindo dos Santos’un Vederson’la uyumlu görüntüsüydü. Alex’İn golünde defansif orta sahaları Cristian’ın pasıyla paralize olunca İbrahim, Alex’in peşinden koşmak zorunda kaldı ve ilk yarıdaki tek hatası gole çevrildi. Bursaspor da Gökhan Gönül’ün atağa kalktığında topu kaptırması sonucu Batalla’nın geçen haftaki kafasını bir kez de Fenerbahçe’ye tattırdı. Bu adam da çekirge büyüsü var ve Afrika tecrübesiyle Muhsin Ertuğral da çare olamazsa bu yaraya, ülkem savunmalarına yeni bir Jaba buhranı hayırlı olsun deriz. İlk yarının son 15 dakikası ve ikinci yarının ilk 5 dakikası gayet rahatlıkla atılabilir. Önder Turacı’nın sağ beke çakılı kalmasıyla görünürde dörtlü ama içgüdüsel olarak üçlü savunmaya denk geldik. Fenerbahçe’nin savunmasının simetrisinde ise zaten maç boyu kanlı başından ötürü hemzeminden kombine alan Ömer Erdoğan yüzünden ceza sahası ve havalisini tek başına koruyan İbrahim Öztürk’ün zaman ilerledikçe uzmanlaşması durumu eşitliyordu. Sonrasında maç yıldızlığına ortak bir adam çıkartıyordu Bursaspor. Nazarımda Sercan’dan bile daha yararlı bir adam olan Ozan İpek sahneye çıkıyor ve Baroni yansımalı bir gol atıyordu. Daha sonra nafile baskılarını kurgulasalar da yine bir Baroni hatasıyla 3. gol ve Bursaspor, Galatasaray’dan sonra 2-0’dan maçı kendi lehine çeviren ikinci takım oluyordu.

21 Şubat 2010 Pazar

21.02.2010 Beşiktaş-Galatasaray


Kimse bana Nobre golcü dedirtemez ama şu bir hakikat ki adam 18 içerisinde karmaşanın efendisi…
İki takım da 4-2-3-1 düzeniyle başladı. Galatasaray’da kendi adıma şaşırdığım olay Özbek’in Mustafa Sarp yerine sahaya çıkmasıydı. Galatasaray’ın en ciddi pozisyonunda son vuruşu yapan kişi Özbek de olsa Sarp’ın natürel golcüsü olmayan takımda duran toplardan gelebilecek tehlikelerde artı değer yaratma şansı elinden alınmıştı. Holosko’nun Nobre’ye yakın bir pozisyon almasından ötürü Galatasaraylılar karargâhı sol kanata kurdu. Caner, Arda ve Elano’nun toplandığı bölgenin yıldızı Elano idi. Beşiktaş’ın ham ataklarının sağ-sol kanat fark etmeksizin Mehmet Topal müdahaleleriyle kurutulması ve Güngör-Neill ikilisindeki ısrar Galatasaray’ın defansif artılarıydı.
Denizli başınızdayken rakip takım hakkında daha isabetli tahminlerde bulunabiliyorsunuz. Her ne kadar beklediğimiz on biri görmesek de Beşiktaş uzun bir aradan sonra ilk yarıyı müsvedde olarak kullanmadı. Hatta son 15 dakika Gençlerbirliği maç sonunun karbon kopyasıydı. Etken olarak da Ekrem Dağ ve Holosko’nun anlık performans yükselmesinden söz edebiliriz. Denizli de Yanal gibi duran topların sıklığını düşünmüş olacak ki Tello’nun hiç değilse bu becerisinden faydalanmayı düşünmesi altı pas içerisinde yeteri derecede karmaşa yaratabildi. Kornerler ardı savunmaya dönmeyen Sivok ve Ferrari de eşleşmelerde sıkıntı yarattı. Bunları da ya şans ya da savunma becerisi savuşturabildi. Holosko’nun meşhur pozisyonundan evvel ofsayt olabileceğini düşündüğümden gol veya gol değil diyerek ahkam kesmeyeceğim.
İkinci yarı öncesi Beşiktaş soyunma odasında "spor yapmalarından" mütevellit endorfin salgılandığını düşünmekteyim zira 35 dakikalık rezaletin adını koyamıyorum. Bir de Toramax’ın sorumsuzca hareketi nedeniyle beynimdeki kan trambolin kullanmaya başladı. Jo da girince kaba etlerini taç çizgisine dayayan Arda’nın rahatlığa kavuşması ve Jo’dan düşen kırıntıları ceza sahası çevresinde toplayarak izleyenleri gole doyurması hiç sürpriz değildi. Nasıl geçen hafta Rüştü’yü savunduysak bu hafta da kendisine batıralım iğnemizi. Başına en beklenmedik şeyleri açan bir adamın ayağına top geldiğinde neden ama neden teyakkuz halinde olmazsın. Gol ardından gelen Arda sakatlığı ve Elano değişikliği Beşiktaş’ın baskılı gözükmesine neden oldu ve ilk yarıda başarılamayan hadise Sivok’la halledildi. Galatasaray’ın bundan sonra yine istediğini alabilecek kapasiteye çıkma çabasına sahadaki ayakların becerisi yetmedi ve ligdeki bir puan daha buharlaştı.

Beşiktaş Nasıl Gol Atabilir?










Hem hayalimizdeki kadroları vermiş olalım hem de Rijkaard'ın bu ofsayt kuralından nefret etmesine dayanan sanal bir gol çizelim...

20.02.2010 Trabzonspor-İBB






Geçen haftaki maç yazısını (Gökhan Ünal özelinde) mutsuz bir evliliğin toplumu da mutsuz ettiğini belirterek bitirmişiz. Bu haftamıza ise Avni Aker’de bir taraftarın kız arkadaşına pankartla evlilik teklifi sunması çok büyük güzellik kattı. Öyle ki ilk yarıdaki siyah oyunun tümünü alçıyla sıvayabildi. Araya 15 dakika girince de Kış Olimpiyatları’nın ilk üç günü yüzünden jet-laga binmiş beden bir türlü ödeyemediği uyku borcunu ödemeye koyuldu. Sanmayın ki maçtan koptum. Mustafa Denizli’nin meşhur sanal maçları varsa, benim de REM uykumda Trabzonspor-İ.B.B. maçının ikinci yarısı oynanmıştır. İkinci yarıyı yazının bundan sonraki 4-5 cümlesini bilgisayara aktardıktan sonra izleyeceğim için, maçın reel devamının da istediğim kıvamda olmadığını ihtimaller arasına katarak, rüyama değineyim. Uyku esnasında yüzüm kızardı mı bilemiyorum ama Şenol Güneş’e Ömer Aysan’ı çıkardığı için tıpkı 2002’deki Mansız tavrı nedeniyle sarf ettiğim hafif kelimelerden sarf ettim. Trabzonspor İ.B.B.’nin yedi kabuğundan birini bile soyamamışken Song’un geçen haftaki performansına göre artı değer yaratmış Aysan oyundan alınınca haliyle isyan ediyorsunuz. Rüyanın devamında Trabzonspor didinip duruyor ama sürekli duvara çarpıp geri dönüyordu. Maç golsüz bitiyordu. Bir metrobüs dolusu (pehpeh)İ.B.B. taraftarı taşıtları bozulunca şehir içindeki bir kahvehaneye girip! tamiratın bitmesini beklerlerken ben de kozamı yırtarak gerçek yaşama dönüyordum. Birazdan ikinci yarı başlayacak ve yazdıklarımızın ne kadarı gerçekleşecek merak ediyorum…
Devre arasında gerçekleşen Ömer Aysan-Gabriç reel dünya değişikliğiyle anlıyoruz ki hiç birimiz aslında uyumuyoruz. Algılarımız açık şekilde kendimizi beklemeye alıyoruz. Bilgilerin aktığı bir ortamda uyursanız istihareye yatmaktan bahsetmeniz pek anlamsız kaçıyor. Şenol Güneş ,Gabriç’in Asanoviç ağına tam anlamıyla takılması adına yaptığı değişiklikle teorideki kötülüğün uygulamada da netice vermeyeceğini ispat etmiş oldu. Kendisine teşekkürü borç bilirim. Bu değişiklikle Serkan beke geçerken Gabriç de önüne sürüldü. Alanzinho’nun yerine giren Teo ise Umut’un uçtaki partneri oldu. İ.B.B. de tıpkı Trabzonspor gibi iki oyuncu değişikliğiyle başladı ikinci yarıya. Bu değişimlerin ardından sistemini değiştiren teknik adam Abdullah Avcı oldu. 4-4-3’leri 4-4-2’ye evirildi. Can Arat, Barbosa’nın yerine alındı ama sol stoperde değil sağ stoperde ikamet etti. Ergün Berisha da orta dörtlünün soluna yerleştirildi.
Trabzonspor da İ.B.B. de ikinci yarıda ataksal anlamda ilk yarıya nazaran etkindi ama “daha etkindi” kelimeleri “nazaran’dan” sonra geldiğinden istenen ve beklenen seviyeden bahsedemeyeceğim. İki takım da ilk yarıda dalgakıran görevindeki orta sahaları rahatça geçmeye başladılar. Bordo-mavililerin Serkan ile sağ kanattan yaratmaya çalıştığı tehlikelere karşılığı Tevfik Köse, İ.B.B. hücumlarında her pozisyona burnunu sokmasıyla verdi.
Kum taneleri azaldıkça da Trabzon’un tipik baskısından ufak kesitler gördük. Belki Ceyhun Gülselam alternatifi Güneş’in önüne serilebilse daha değişik maçtan bahsedebilirdik. Yüreklerin hopladığı iki-üç atak 6-7’ye çıkabilirdi.
Zaten yaratılan 2-3 yangın dışında yer yer oluşan alevleri de bence maçın adamı olan Marcus Vinicius rahatlıkla söndürebilmiştir. Trabzonspor iki haftadır erken gol bulma konusundaki şanını yitirmiş gözüküyor ve bu durumun etkenlerine dair bir liste yaparsak birinci sırada Alanzinho gözükür. Sanata değer vermeyen ülkemde, henüz erken olsa da, Teocu gol atma sanatı geçer akçe olur mu? Trabzonspor’un erken golü kutsayarak başarıya gitmesiyle zor gözüküyor…
Z raporunu alırken Vinicius-Nadarevic göbeğinin gelecek sene aynı takımda birleşmesini diliyorum…



20 Şubat 2010 Cumartesi

20.02.2010 Eskişehirspor-Gençlerbirliği



Tribünlere bakıyorsun Eskişehir her zamanki gibi cümbür cemaat toplanmış, trompetlerle arenaya çevirmiş stadyumu ama Gençlerbirliği’nin 100 tane taraftarı bile yok. Oysa ki kulüp 87 yıllık kabaca 30,000 günlük …
Her 30 günde 1 deplasman taraftarı! yaratsalar 1,000 kişi olmalı en azından, bu sayı her saat 8 bebenin doğduğu Ankara’da çok olmasa gerek. Varsayalım bu 1,000 kişinin yüzde altmışı vefat etti; 400 kişi nerede?
Burhan Eşer’in ofsayt duraklamasıyla topu Ivesa’ya vermesiyle geçtik 40 saniyeyi. Jaycee’nin sol şakağıyla kalenin soluna vuruşunu nasıl başardığını evde denemeye koyulunca az kalsın boynumu kırarak bu dünyadan ayrılıyordum. Neyse ki Wolfhart muskası ilk defa bir işe yaradı…
İki takım da klasik tabirle oyun kurucusu olmadan türlü şeyler yapmaya çalışıyor. Eskişehirspor’un Erkan Zengin desteğiyle 4-2-4 düzeninde yer aldığını Gençlerbirliği’nin ise 4-3-3 ile çayıra salındığını görmekteyiz. Eskişehir’in orta ikilisini oluşturan Doğa Kaya ve Bülent Ertuğrul’un yaratıcılığı vasatın altında, rakibin orta üçlüsünde ise Harbuzi diğerlerine oranla topla daha dostane. Ayrıca Vranjes’in boy avantajından faydalanmak için sürekli içeri daldığı da başka bir detay. Gençlerbirliği bu üsteliklerine rağmen Pektemeksiz kümede zor kalacak cinsten bir görüntü sergiliyor. Doll maç öncesi açıklamasında defanstaki başarının forvet elemanlarına da yansıyacağından bahsetmişken Ivan Radeljic hususunu açmak isterim. Eskişehir’de Bosna-Hersekli Nadarevic sahanın en iyi performansını sunarken vatandaşı Radeljic ‘in bu ülkede ne aradığına mantıklı cevap veremiyorum. İlk yarıda yaptığı hataları sayamadım. Bugün, dirseğine rağmen oyunda kalan İlhan Eker olmasa Eskişehir rahatlıkla kazanabilirdi.
Rıza Çalımbay ilk yarıda Jaycee için Mehmet Yılmaz’ı sol kanatta oynatarak hava topu mücadelelerinden feragat etti. Yılmaz yine de fena oynamadı. Eskişehir’in bu maçtaki ileri göbekteki ikilisinin Yılmaz ve Jaycee’den oluşması gerekliydi çünkü Ümit Karan’ın pazubent dolayısıyla sahada kaldığı aşikâr.
İkinci yarıda Hurşut girene kadar maçın kontrolü kesinlikle ev sahibi takımdaydı. Hurşut oyuna girdiği andan itibaren kesinlikle fark yaratıyor. Zaten yerine girdiği Burhan’dan daha iyi performans sergilemesi için tek olumlu şey yapması yeterliydi. Çalımbay ise Ragıp ve Sezer’i oyuna sürüp iyicene hücuma odaklandı. Mehmet Yılmaz zaten ikinci yarıdan itibaren ortaya çekilmişti. Adem Sarı’nın da girmesiyle rakip ceza sahasının bir kenarından diğer kenarını 4 oyuncu paylaştı. Ragıp ve de bazen ileri dörtlüden ayrılmasıyla Sezer sahadaki yaratım eksikliğini gidermeye çalıştılar. Bir iki pozisyon dışında da başarılı oldukları söylenemez. Beşiktaş’tan giden Erkan Zengin ise nefesi yettiği ölçüde iyi şeyler yapmaya çalıştı ve takımının bir atağı esnasında yerden 1 dakika kalkmayınca da kulübedeki yerini aldı. Sonuçta heyecanlı ama kalitesiz bir maç izledik. Hatta Bayern-Fiorentina maçının ilk yarısındaki sıkıcı oyunun yanında bu maçtaki heyecan tarifsizdir…
Ey Diji! Geçen hafta, Nobre formasını şortunun içine koyarken bu hafta da Serkan Çalık aynı şeyi yaparken uygunsuz görüntülerden kıl payı kurtuluyorsunuz. Başınız bir gün çok ama çok ağrır.

15 Şubat 2010 Pazartesi

15.02.2010 Bursaspor-Trabzonspor




İki takım da çift defansif orta sahalı 4-4-1-1 şekliyle sahada yer aldı. Orta göbekteki ikililerden yeşilli Çimşir ve bordolu İnan savunmaya yardımcı pozisyonlardaydı. Bu durumda Colman’ın Bekir Ozan Has’tan daha yetenekli olarak hücuma daha fazla katkı sağlaması Trabzon için pozitif bir değer yaratıyordu ama bu değeri nötrleştiren ve hatta eksiye götüren Trabzon’un defansif beklerine nazaran kanat kökenli oyuncuların Bursaspor bekinde yer almasıydı. Zaten Trabzon’un önce Cale ardından Serkan’la dip çizgiden yaratmaya çalıştıkları gol akınları da yeşil-beyazlı ikilinin hücum aklının önde olmasından kaynaklanıyordu. Tıpkı Fenerbahçe’de olduğu gibi beklerin hücuma katkısı dizilişte sağ-sol önde yer alan oyuncuların sağ-sol iç pozisyonlarında görmemize neden oluyor. Bu da orta sahanın göbeğinde daha yoğun bir yeşillik yaratıyor. Bursapor ilk yarıda baskısını olumlu bir seviyeye getiremediyse Cale dışındaki Trabzon savunmasının yüksek konsantrasyonla oynamasından kaynaklandı. Ayrıca Onur Recep Kıvrak' ın da yan yüksek toplarda yüzde yüz emin olmadıkça çıkmaması da iyi bir gelişme. Hakemler niye bu kadar birincil bir rol üstlenmeye çalışıyor anlamamaktayım. Ligde sadece topa sert girilen ender maçlardan biriydi. İlk yarının sonundaki bu denli açık penaltıyı görmemek de aklımıza Vanspor-Beşiktaş maçını getirdi.
İkinci yarının başından itibaren Bekir Ozan Has, Colman gibi hücuma daha çok destek çıktı lakin bekler ilk yarıya oranla daha çok savunmada kaldı. İlk tehlikeli pozisyon Colman'ın ara pasında Baytar’ın topa kayarak müdahalesiyle gerçekleşti peşinden Bekir Ozan Has’ın kısa menzilli yüksek pasında Ozan ipek’in sol çaprazdan vuruşu ve Onur’un harika çelişi. Sonrasında paralel evrendeki bütün Güneşler’in yapmayacağı bir Colman-Ceyhun değişikliği geldi Trabzonspor’un efsanevi kalecisinden! Alanzinho’nun sahada olmadığı karanlık maçında hücum meşalesini elinde taşıyan Colman’ın çıkmasını yadırgadım. Belki sakatlıktır! bahsini varsayıp Trabzonspor teknik direktörü sanını kendisine yeniden dolayalım. Akabinde zaten ikinci yarıda ataksal anlamda daha faydalı olan Bekir Ozan Has’ın topu kanata açması ve gol. İlk yarıda aldığım notlarda Cale’nin savunmanın diğer 3 adamından daha düşük konsantrasyonda olduğunu ve Onur Recep Kıvrak’ın yan toplarda yüzde yüz emin olmadıkça çıkmadığının altını çizmişim. İkisi de bu saptamaları abartarak sahanın belki de Alanzinho ile birlikte fecaatlerinden Battalla’ya golü attırdılar. Maç esnasında canlı bahis oynansa Battala’nın gol atma şansının kaleci Ivankov’dan daha düşük olacağını söylemek için uzman olmaya gerek yok ve eğer bu adam bir de kafa ile gol atıyorsa vay anam vay. Film ise bundan sonra kopuyor. Ertuğrul Sağlam’ın korunmacı tavırla yaptığı değişikliklere Güneş’ten Song-Burak hamlesi rüzgârın Trabzon arkasına geçmesini sağlıyor. Sonrasında haftalardır gördüğümüz Trabzonspor baskısı ve demir eldiven kadife ayaklı Ivankov’un X-faktör oluşu. Dünkü Gökhan Ünal golü ve Umut’un Rooney’le 2010 kapsamında platonik form rekabeti bize mutsuz bir evliliğin aslında toplumu da mutsuz ettiğini çok güzel anlatıyor. Haftayı biraz olsun kurtardılar. Muhammet Demir ihtiyacımız ise hala giderilemedi…
Ey Diji! Tribündeki adamın bile yere tükürüşünü göstererek beni öğürttüğün için çok teşekkürler bakın pozisyon tekrarı için kaçırdıklarınızı söylemiyorum bile. Var mısınız Diji’de maçı birlikte izleyelim bakın size kaç pozisyon göstereceğim. Son paragraf ustalara! saygı ve kaygıdır…

14 Şubat 2010 Pazar

14.02.2009 Manisaspor-Fenerbahçe



Telif ödememek için 20 saniyesi çalınan marştan ötürü aklımıza hemen Arınç’ın marşlar hakkındaki daha yılını doldurmamış sözleri geliyor. Olay yeri Manisa olduğu için işkilleniyorum.

Reha Kapsal’ın tercihleridir aslında maçta ilk golü Fenerbahçe’ye bulduran. Şimdiye kadar izleyebildiğim Manisa maçlarında kurulan orta saha düzeninde Yiğit İncedemir, Nizamettin Çalışkan ve Mehmet Nas yer alıyordu. Nizamettin hakkında düşüncelerim nötr olsa da Mehmet Nas ülkede en beğendiğim oyunculardan biri ve sakatlık yoksa ilk formanın kendisine verilmesi taraftarıyım. Kapsal’ın Manisa’sı Mehmet Nas’ı oyuna alana kadar kendi oyunundan daha öte Fenerbahçe’yi düşünerek zaten golü baştan kabullenmişti. Yiğit İncedemir’in Emre’ye, Mehmet Güven’in de Alex’e gölge olması çok da hoş değildi. Aşağıya 3:34’de gerçekleşen bir faul oluşumunu koydum. Sizce Mehmet Güven topa bakmayarak Amerikan futbolundan bir örnek sergilemiyor mu? Fenerbahçeli solak ikili zaten kontrol altına alınmaya çalışıldığından Cristian’ın öne çıkması gerekiyordu. Golün kendisinden gelmesine şaşırmadım. Kemal Okyay her ne kadar kendisine gol vuruşu yapıldığında en yakın kişi olsa da ne Yiğit ne de Mehmet Güven kadar gölge olamadığı için oyundan zaten alındı. Aslında gol biraz da Mehmet Güven yüzünden yenilmiştir. Yukarıda belirttiğim üzere Mehmet Güven, Alex’i gölgeleme esnasında topu zerre düşünmemektedir ve Alex de topa bay geçince tabelaya 1 gol eklendi. Sonrasında sadece Mehmet Topuz’un yoktan var ettiği iki pozisyon var ama kaptırdığı topun Manisa’nın golünde orijin olması atamadıklarının diyetidir. Promise’nin golünde kendisinden daha suçlu insanlar vardır. Öncelikle hakeme faul nedeniyle dırdır eden Santos, Mehmet Nas ortasına geç kalmıştır. Bilica, Santos’un bölgesine hareketlenmiş Bilica’nın yerine de Deniz koşmuştur. Hani suçun büyük kısmı kime ait diye sorsalar cevabım Andre Clarindo Dos Santos olur.
İkinci yarı da aslında ilk yarıya oranla çok da farklı değildi. Saha içindeki değişimleri yukarıdaki 2. şablonda belirttim. Manisa adına tek olumlu olay Yiğit İncedemir’in olağan yerine geçmesidir. Fenerbahçe bol pas klasiğiyle oynadığından artık yeni bir şey yaratmadıkları sürece şöyle oynadı böyle oynadı demek laf kalabalığı olur. Fark yaratan tek özellikleri ülkenin hücumu da aksatmayan en iyi beklerine sahip olmalarıdır. 2. yarının ortasında verilen kaleci sakatlığı Manisaspor’un kondisyonunu tazeleyerek maçın sonuna doğru diri kalmalarında etkili oldu. İlker’in yerine giren Bulut da fark yaratan isimlerden biriydi. Fenerbahçe seneye kulübesini güçlendirmek zorundadır ki son yıllarda hiç yapmadıkları bir şeyi yapmaları yönetimden beklenebilir mi? Onun için kulağı tersten tutarak lafı şöyle değiştirelim; Fenerbahçe saha içindeki oyuncuların daha iyilerini bulmalı böylelikle bugün oynayanlar yedek kulübesini güçlü kılabilir. Bir takımın diğerini ezdiği maçlardan bıktım artık umarım yarınki Bursaspor- Trabzonspor maçı bu haftayı kurtarır…

13 Şubat 2010 Cumartesi

13.02.2010 Gaziantepspor-Beşiktaş


Tabiri deforme edip “beslesin kartal oysun gözünü” şeklinde kullanmalı mıyız? Çok büyük haksızlıktır bu durum 18 kişilik kadroda 6 Beşiktaşlı’nın Antep servisinden çıkmasıyla. Çoğunuz Ekrem Dağ, İsmail Köybaşı, İbrahim Toraman, Rodrigo Tabata ve İbrahim Üzülmez’i biliyorsunuz ama Yusuf Şimşek de aynı formaya terini boşaltmıştır. Tello’yu gözlerim aradı desem İsmail Köybaşı’nın performansı hakkında epeyce bilgilendirmiş olurum sizleri. İlk 10 dakika kameramanların Beşiktaş yarı sahasına bakmalarından dolayı boyunlarının ağrıdığından şüphem yoktur ve bu durumu da gol, kuyruk misali izler. Ekrem Dağ’a goldeki hatası nedeniyle simitçi tablası hediye etmek geldi içimden. Çocukluğunda tecrübesi olsa ne topun düşeceği yeri saptamada hatası olur ne de kafasından sektirir. Daha önceden belirttiğim üzere Beşiktaş ilk golü yediğinde galibiyeti mümkün değildi ve Antep de “comeback prince” mertebesinde olduğundan yazıya bir hayli erken başladım. Tabata’nın savunma arkasına aktarmaya çalıştığı toplar dışında pozisyon bulamayan bir Beşiktaş’tan bahsedebiliriz. Holosko zaten içeri kaçtığından ve Köybaşı berbatlığıyla oyun ortada sıkıştı kaldı. Buradaki sıkışıklığı rahatlatacak Ernst ve Fink’ten ortalama futbollarını göremeyince bu berbatlık zaten normaldir. Sezonun en kötü performansı ve yazmaya hiçbir ilham yok. 26’da Sivok’un iğrenç faulü de üzerine tüy dikti. Rakip sonsuz kademe yapıyor ve sen amaçsız paslaşıyorsun. 32:55’de Julio Cesar, Antep futbol tarihine geçecek şekilde gol kaçırıyor ve sana yardım ediyor; akabinde de çeşitli oyunculardan 3 gollük şut. Beynimden bütün damarlarım çıkarken ara veriliyor.
Ne Deumi’nin golünden önceki kornere sebebiyet veren sol kanattaki boşluktan bahsedeceğim ne de kanser ilacı üreten firmalarla anlaşması olan radyasyonlu Nobre’den. Bobo’yu hatta biraz da Rüştü ve top kayıplarına rağmen Tabata'yı kenara alın; bu nü çalışmanın karşısına geçip gayet terbiyesizce davranın.

9 Şubat 2010 Salı

06.02.2010 Kayserispor-Galatasaray






Maçın 4. dakikasındaki Lucas Edward Neill şaplağı ve 10. dakikada Ariza Makukula’nın Neill’a ayakkabısının tekini uzatmasıyla Digitürk’ten Sinderella fantezili ırklar arası erotik paket aldığımı düşlerken sırtımı dönüp yatmamın sonucunda yazı bugüne kaldı!
Servetsiz ve golcüsüz Galatasaray yapılanmasına tek olumlu cevabımız savunma yönünde olacaktır. Neill ve Fehmi Emre Güngör’ün performansları, Kayserispor hücumu aklına çok düşürmese de kâfiydi. Özellikle Neill’ın 2. dakikada rakibe attığı pas dışında en az 7 kritik topu kesmesinden bahsedebiliriz ve Galatasaray’ın sol stoperinin, Popescu’nun gidişinin ardından, genetik bir özelliği haline gelen “topla rakip sahaya sarkma” konusunda da (Servet Çetin kadar olmasa da) üstüne düşen görevi yaptı. Servet’in hastalığını atlatarak takıma döndüğü zamanda bile Neill eski pozisyonu olan sağ stopere geçmemelidir. Tek maçlık deneme sürecinde defansın çok daha güçlü olabileceğini varsaymaktayım. Galatasaray maça Neill’ın da dâhil olduğu 2 dakikalık facia top trafiğiyle başladı. Elano Blumer’in Alioum Saidou’ya kaptırdığı topa Uğur Uçar, Caner Erkin ve Neill’ın pas hataları eklendi. Zaten 40. Dakikaya kadar Galatasaray’dan bahsetmek mümkün değildi. Franco Dario Cangele, Serdar Kesimal ve Saidou rakiplerinin sağ tarafında çok etkindi. Makukula’nın sahne alması gereken 40 dakikalık zaman diliminde etkin olmamasıyla da Kayserispor’un öne geçme şansı yok oldu. O dakikadan sonra iki takım da golcüsüz oynamıştır. Galatasaray bütün yükü Mehmet Topal’ın üzerine yıkarak Mustafa Sarp’ı sarkık hücum oyuncusu olarak düşünmüş yalnızca Topal’ın yükünü hafifletmeye çalışan geriye gelerek oyun kurmaya çabalayan Elano idi. Galatasaray’a karşı oynayan takımlar Mehmet Topal’a baskı yaptıkları anda iki bekine de baskı uygularlarsa(burada Caner ve Uğur) aşırı tehlikeli pozisyonlar yaratabilirler. Galatasaray da Kayserispor da kırmızı kart gelene kadar saha içi dizilişini nadiren bozdular. 40’tan sonra kısa süreli bir Abdul Kader Keita-Giovani Dos Santos Ramirez değişikliği ve buna nazaran uzun süren Saidou-Abdullah Durak’ın yer değiştirmesi iki istisnadır. Ne kadar gariptir ki bu 5 dakikalık kanat değişimiyle biraz kıpırdanmıştır Galatasaray. O zaman “tek maçlığına” şunu kurgulayabilir miyiz? Farz edelim ki Kader Keita hücum gücü +1, Uğur hücum gücü -1, Caner hücum gücü +1, Dos Santos hücum gücü -1. İlk 40 dakika boyunca sol kanatın toplamı 0 sağ kanatın toplamı 0. Kanat değişiminin ardından sol kanat +2 sağ kanatsa -2 olmuştur ve Arda’nın kaçırdığı pozisyonun(ki ben uzun yüksek toplara karşıyım) sol kanattaki yeni ikili orijinli olması rastlantı mıdır? İkinci yarıya eski düzeninde çıkan Galatasaray ilk yarının başındaki hataları tekrarlamasa da hücumda yine yoktu. 62. dakikada Hakan Aslantaş’ın atılmasının ardından Galatasaray’ın birazcık baskın gözükmesi Kayserispor’un defansına daha çok ağırlık vermesinden kaynaklanmaktadır. Hatta maçın başında istedikleri “topu yerden kaldırmadan üçüncü bölgeye girmek” eylemini ancak 70’ten sonra kısıtlı olarak görebildik. Servet’in durumunu bilmiyorum ama oyun düşüncesinden ödün veren bir teknik adam son değişikliğiyle kendisini hücum yönünde kullanır ve Galatasaraylı oyuncuların inatla maçın başından beri uyguladığı uzun yüksek toplar oyunundan başarı sağlamaya çalışırdı. Dos Santos’un kafa topu aradığı bir ortamda bu maçın da böyle bitmesi çok normaldi. Hâlbuki Emre Çolak’ın Hamidou’ya nişanlandığı şuta gelinceye kadar Galatasaraylılar topu yerden 10 santim kaldırmamışlardır. Belki Gökçekgiller ilk yarıda Galatasaray’a çelme takmışlardır ama yarattıkları kargaşayla, en ihtiyacı olduğu zamanda, Galatasaray’a ufak bir nefes aldırabilecekler mi? Önemli olan doktorun şaplağı bebeğin kıçına vurabilmesidir. Bebek ancak öyle nefes alabilir...

7 Şubat 2010 Pazar

07.02.2010 Trabzonspor-Manisaspor






Tribünlerden sesini duyurmayı başarabilen zat “Kaptan, gemi sağa mı çekiyor ne”tespitinde bulunsa Şenol Güneş’in gözlerini kapatıp kafasını hafifçe aşağı eğeceğinden şüphe duymuyorum. Birinci resimde içi boş turuncu bir oval göreceksiniz; bu bölge içerisinde herhangi bir suç işlense ”CSI Trabzon” doku örneği de, tükürük de, saç teli de bulamaz ve normal şartlar altında dava zaman aşımına uğrardı. Oyun bu kadar sıkıştıktan sonra da şüphelinizi konuşturmanız için tek ilacınız olan şutta doz arttırımına gitmeniz kaçınılmazdı. Davanın zaman aşımına uğramasına 2 dakika varken Serkan’ın tanıklığında Umut Bulut’tan Mehmet Yıldız güzellemesi sağ kefesi aşağıya çökmüş adalet terazisini biraz dengeye getiriri umuyorduk ama bu dengeleme ancak Reha Kapsal’ın ikinci yarıdaki hamleleri ile sağlandı. Trabzonspor, Simpson ailesinin bir üyesinden Onur Kıvrak parmaklarıyla kurtulmasa bu maçı çok zor döndürürdü. Baytarsız, Alanzinhosuz ancak bu kadar. Orta sahadan ufak paslarla çıkmak mümkünse; göbeğe derin toplar veya şut. İkinciyi yeğlemeleri ellerindeki adamlarının becerilerinin bu yönde daha keskin olmasından kaynaklandı. Oyun kuruculuk yönünde Serkan’ın zaman zaman geriye gelerek top çıkarma çabası dışında da bu görevi üstlenen olmadı. Genelde sağ iç oynayan Nizamettin’in ilk yarı boyunca Trabzon ataklarında sola gelmek zorunda kalması da oyunun daha sıkışık bir yapıda geçtiğinin kanıtlarından biridir. Manisaspor’un yığıntı yaptığı mekanlardan iki gol /iki şut ile zararlı çıkması pek de anlaşılır değildi. İkinci yarıda Güven ve Nizmettin çıkarılsa bile bu değişiklikler Güneş’in Ferhat ve Colman hamlesiyle pek de sonuç vermedi. Teo’nun şu formuyla Umut’a iyi bir yedek olması, Ceyhun’un gereksiz fauller dışında iyi performans sergilemesi ve Serkan’ın Milli Takım’a göz kırpması(olmayan Teknik Adama göz kırpmak!) katidir. Kaleci Onur’un yan toplardaki başarısızlığı aşırı boyutlarda gözüküyor. Taraftara teşekkürler (uzun süre maçın Olimpiyat Stadyumu'nda oynandığını hatırlamadım bile). Daha iyi Trabzonlar izledim bu sezon ama gol atmayı beceriyorlar hem de çok kısa sürede. Herhalde bundan gayri Trabzon “yerel” radyolarında Bulutsuzluk Özlemi’nden parça istemek biraz g _ _ ister.


5 Şubat 2010 Cuma

05.02.2010 Beşiktaş-Gençlerbirliği

Ne zaman Gençlerbirliği maçı oynansa 3-4 biten Türkiye Kupası mücadelesinin yinelenme ihtimalini hesaplıyoruz. Galiba bu 90 dakika o anlara yaklaşan en önemli zaman aralığıydı. Uğruna insanları karşıma aldığım Tabata’nın “Lost tapınağından bıyıklarını kestirip dönerek” takıma can vermesidir aslında maçın özeti.
Maç öncesi Gençlerbirliği oyuncularının sol kolundaki banda! bakınca Lotto’nun bir ortağının düelloda yaralandığını sağ kolundaki banda baktığınızda Lotto’nun diğer ortağının mevta olduğunu düşünebilirsiniz. İlk yarıyla formanın rezilliği sahaya da yansımış durumdaydı. 7:01’de Nihat’ın tercih hatasıyla aşırtmayı yeğlemesi erken golden ediyordu Beşiktaş’ı. Tabata’nın yaya attığı parabolik pas da kalitesine yaklaştığının göstergesidir. Aslında 4-2-3-1 şablonunda oynayan Beşiktaş’ta dönerli bir dörtgen beliriyor. Tabata-Ernst-Fink-Tello’nun oluşturduğu tetrat yapı ile dörtlünün sırayla geriden toplar çıkardığını gördük. Gençlerbirliği’nin sola yatık bir taksim işaretiyle hücuma kalktığı gözümüze hemen çarpıyordu ve çubuğun en ucundaki Mustafa Pektemek zıplamaları cılız tehlikelere yol açıyordu Beşiktaş kalesinde. Orta sahanın göbeğinde yeteri derecede organize olamıyorlardı. 30:53’de Tello ceza sahası dışından vuruyor Orhan Şam’ın sırtından sekip kornere gidiyor. 31:24’de Ekrem’in ortasında Fink’in kafası kale direğinin yanından dışarıya çıkıyordu. Beşiktaş’ın golünden 5 dakika önce şöyle bir cümle yazmışım defterime “Bobo fena halde son vuruşçuyken, kendisinden niye asistanlık görevi isteniyor.” 32:22’de Nihat, Kerem’le mücadelesinde sağlam kalıyor ve sola açılan Bobo’ya topu aktarıyordu Bobo da sol kanattan belki de (geldiğinden beri)tek olumlu pasını ceza sahası içerisine sarkan Sivok’un önüne yuvarlıyordu. Bu asiste rağmen yine de sözümün arkasındayım. 35:10’da İlhan’ın Tabata’nın ağzını yırtması da pek hoş bir görüntü değildi. 36:22’de Nihat’ın eski serbest vuruşlarından birini izledik ama kaleciden dönen top Sivok tarafından kaleye gönderilemedi. 37:17 Burhan-İbrahim Üzülmez mücadelesinde Burhan’ın faul yapıp safa yatmasını hiç sevmedim. 37:58’de Tabata’nın ortasında Toramax’ın kafası direkte patlıyordu. 38:48’de başlayan 20 saniyelik baskı mükemmeldi. 39. dakikada Bünyamin Gezer’in dörde kadar sayabildiğine şükredelim. Kerem yoksa biraz daha geç kart görebilirdi. 40:39’da Kahe’nin filesinden auta çıkan pozisyonda bir ayak neredeyse penaltıya yol açacaktı. 42:20’de ise Sivok’un ceza sahasının biraz önüne çıkarak topa kayması esnasında Fink’in onun yerini kapatması takımın artısıdır. 42:42’de Ernst’in aşırtmasını kornere çelen Serdar’dı. Doll’un ilk yarının sonundaki Hurşi(u)t hamlesi ise ikinci yarıya bir ipucuydu.
İkinci yarıda Gençlerbirliği neredeyse 4-4-2 ‘ye dönüyordu. Neredeyse demem Kahe’nin orta sahaya da katkısından kaynaklanıyor. Hurşit sol kanada geçiyor, Mustafa Pektemek ise takımın en ucundaki eleman oluyor. 48:01 Harbuzi’nin ortasında Pektemek kafası ve 51:45’de Hurşit’in cetvel golü pek iyi bir hava yaratmadı Beşiktaş’ta. Doll’un hamleleri yanı sıra Beşiktaş’ın orta sahadan top çıkartamaması da bu müşküllüğün en önemli nedenleridir. 60:35’de Mustafa Pektemek’in topu göğsüne alışı Sivok’u geçisi, şutu ve Rüştü. 62:08’de Kahe’nin şutu üstten auta çıkıyor. Beşiktaş ise akabinde Nihat-Yusuf, Tello-Holosko değişikliğine gidiyordu. Ama maçın son kırılma anı bu oyuncu değişikliği değildi. İlk kırılmayı Hurşit’le yaratan Doll, Mendonça-Kahe değişikliğiyle maça damgasını vurmuştur. Kahe belki de orta sahaya gelerek Beşiktaş’a oraları dar eden en önemli oyuncuydu. Beşiktaş’ın fiks değişikliklerinden öte Doll’un bu kararı beni çok rahatlattı. Beşiktaş’ın ortanın ortasını kullanmaya başlaması, Fink’in geride kalmaya devam edip Ernst’in eski günlerdeki gibi ileri gitmesi ve Gençler ceza sahası önünde Yusuf, Tabata, Bobo, Holosko, Ernst’in neredeyse üst üste çakışık bir hal alması kısa pas trafiğini akıcı hale getirdi. 67:45’de Tabata’nın şutunda kaleci Serdar topu güçlükle uzaklaştırabiliyordu bundan sonra 74:34’de Gençlerbirliği’nin 2 dakikalık 2 çırpınışı dışında tehlikesiz olduğunu düşünüyorum. Önce 74:34’de Hurşit’in ortasında Burhan’ın kafası sonrasında ise 76:55’de Hurşit’in pasında(orta demiyorum) Mustafa Pektemek’in kanat takmışçasına yükselip vurduğu kafa Rüştü’de kalıyordu. 78:04’de Bobo sadece golcülüğe odaklanıp golünü atıyordu. 80:37’de Filip Holosko Yusuf’un asistinde durumu 3-1’e getiriyor 81:48’de ise Yusuf’un pasında Tabata’nın muhteşem golü. Sonrasında Nobre, Bobo’yu alkışlatmak için sahaya giriyor. Şimdi detaylara geçelim: Maçın ilk yarısında uzatma anlarını gösteren eski tabelalardan görmek çok hoştu. Nihat’ın (çoğu kişinin aksine) doğru yolda olduğunu düşünmekteyim. Tello’ya ise sene başından beri pekiyi bakmadığımı söyleyebilirim ve ortalamasının altında oynayan diğer adam da Ekrem'di. Madem Beşiktaş bu düzende oynayacak seneye sol tarafa Mustafa Pektemek tek adayımdır. Yusuf o haline gözlük eklese bitirme tezini vermek için çalışan birine benzeyecek ama futbolun sadece fizik gücüyle oynanmadığını tekrar kanıtladı. Bu arada Hurşit fena halde Tofting…


31 Ocak 2010 Pazar

31.01.2010 Denizlispor-Galatasaray


Oy sayımına daldığımızdan gönderimiz maç yazısı değidir; iki detayla çok kısa geçelim. Galatasaray 7. , Arda ise 2.kafa golünü buldu. Daha önceki golü Kewell'ın kornerinde yine Denizlispor maçında atmıştı. Denizlispor (sabahtan beri iki kez kontrol ettim) haftaya 3 puan alamazsa 20. haftalar göz önüne alındığında Türkiye liglerinin gelmiş geçmiş en başarısız takımı olacaktır. Zaten maçı Sabri yorumlayacak birazdan, bize de laf düşmez...

31.01.2010 Sivasspor-Fenerbahçe




Bugünkü maç dâhil lig ve kupada toplam 12 karşılaşma oynadı iki takım. İlk karşılaşmanın 6 Kasım 2005’de oynandığını varsayarsak ülkemin kadro öğütme alışkanlığını da hesaba kattığımızda Fenerbahçe’de 4 oyuncunun bugün yine görev aldığını belirtelim buna karşın kadrosunun değişmezlik özelliğinin büyük takıma nazaran daha baskın olması gereken Sivasspor’un kadrosunda o günden bugüne aktarılanlar Hayrettin Yerlikaya ve Mehmet Yıldız. Alex ise 11 karşılaşma ile Fenerbahçe’nin birinci oyuncusu, Hayrettin de 10 maçla kırmızı-beyazlıların vazgeçilmez oyuncusuydu. 12 maçın 6 tanesinde Fenerbahçe’nin 3 golden az atmadığını da ekleyelim. İlk tehlike 19:14’de Alex’in arka direğe kesmesinde Bilica ile geldi. 23:03 M.Topuz’un ara pası kaleci Akın Vardar’a gitmesi, 24:41’de Vederson’un pasında Topuz’un şutu direkten dönmesi Fenerbahçe’nin sonraki tehlikeleriydi. 26:33’de Nabil Taider’in sol dışını Volkan direk dibine yatarak kurtarıyor. 29:52’de ise Van Heerden pasını yumuşatan Selçuk Şahin içeriye çıkardığı topla Semih’i mutlu ediyordu. Geçen hafta, Van Heerden’in attığı bir pasın Abdurrahman Dereli tarafından yumuşatılmaması nedeniyle de Sivasspor ilk golü yemişti. 36:04’de Musa’nın tereddütlü pasıyla da aylarca süren sakatlığın hıncını alan Mehmet Yıldız’ın mükemmel golü Sivas’ın son tehlikesiydi. 56 dakika boyunca bir takım rakip sahada karambol bile yaratamaz mı?
İkinci yarıda tehlikeli! pozisyon niteliğinde 4 atak vardı dördü de gol oldu. Özellikle 2. gol alık defanslara en güzel örneklerden biridir. Sen hakem atışında topu rakibe atacaksın ve defansını neredeyse orta sahaya getiriyorsun. Sivasspor’un bek problemlerini geçen hafta sıklıkla dile getirdik. Özellikle Abdurrahman Dereli’nin gerçek bir bek olduğundan şüpheliyim ve Yerlikaya’nın da takım için önemini Fenerbahçe’nin son golünden anlayabilirsiniz. Fenerbahçe bu kadar sakin oynayarak 5 gol bulabiliyor geçen haftanın yarı eforunu sarfetmeden, rakip defansın halini siz düşünün. Sarı – lacivertlilerin Trabzonspor ile oynayacakları maçı bekliyorum zira iki takımın bende yarattığı izlenim şudur: Fenerbahçe Nuri Alço tarzı gazoza uyku hapıyla rakibini pasif hale getiriyor; Trabzonspor ise fena halde Coşkun…

Ek: Yıldız'ın şutu 112 km/saat

30.01.2010 Diyarbakırspor-Trabzonspor






İki takım arasında kuruluş zamanı açısından 1 senelik fark gözükse de kazanılmış başarılarla alakadar misil kelimesinin önüne herhangi bir sayı getiremeyiz. Bordo-mavililer bu başarıyı nasıl yakalamıştı? Şehir ve havalisindeki oyuncular için cazibe merkezi olmasının da ötesinde onları sahada işlemesiyle değil mi(Güntekin):)
Bugün ilk 11’de kim var? Hiç kimse…
Barış Ataş ve Abdullah Çetin Diyarbakır doğumlu olarak ilk başlama vuruşu yapılırken sahadayken Trabzonspor’un tekrardan yakalamak zorunda olduğu “çıpa atmış” bir gemisi var limanında ve sürekli olarak geminin paslanmasına sebebiyet verip diğer takımlara parça parça jilet sağlamaktan vazgeçmek zorundadır.

Lig Tv’ye maç öncesi takım şablonlarını kim hazırlıyorsa epeyce çalışması gerekmektedir. Bu kayıtla birlikte “ortalama konumlanmaya” göre kendim hazırlayacağım. Klavyemizi aşındırmaya başlayalım…

16:45’de Engin Baytar’ın mükemmel golüne kadar Diyarbakırspor’un sol kanat savunmasında çok ilginç şeyler oluyordu. Sol kanat neredeyse orta sahaya yapışık bir durumdaydı. Çoğunlukla işin hücum kısmını Celaleddin Koçak üstleniyordu ama garip bir şekilde Trabzonspor ataklarında Abbas-Celaleddin ikilisinden kim sol beke geçiyorsa diğeri de hemen savunma dörtlüsünün ortasına gelerek tıpa (çıpadan ayrı bir kavram) görevini üstlendi. Pasif süreç diyebileceğimiz duran top organizasyonları öncesindeki hazırlıkta da sol tarafı boşlamak Diyarbakırspor’a pahalıya patladı.
21:23’de Tjikuzu’nun ortasında Adnan’ın kafasının golün öncüsü olduğunu ancak klavyeye bastığım ilk yarı sonunda belirtebilirdim. 22:48’de ise tam evlere şenlik bir gol yedi Trabzonspor. Aklımın yerinde olduğu çeyrek yüzyıldır hiçbir gurbetçimize hava alanında veya Kapıkule’nin girişinde kılıç kalkan oynanmışlığını hatırlamamaktayım ama multi-misafirperver Egemen, Celaleddin Koçak’a bir ilki sergiledi. Bu hareketle Egemen, garip hareketler zincirine yeni halka ekledi ve devamında Tazemeta’nın kalecisiz kaleye golü geldi. Trabzon golden hemen sonra ipleri tekrar eline aldı ve bilindik baskısını kurmaya başladı. 25:11’de Barış Ataş’ın ceza sahası içinde vuruş yapmaya hazırlanan Alanzinho’nun topunu kesmesi, 28:57’de Alanzinho’nun kaleye giden vuruşunun Besim Abbas’a çarpıp kaleci Gökhan Tokgöz’e dönmesi, 30:05’de Engin’in kalenin haylice üzerinden giden şutu, 32:25’de Engin Baytar’ın pasında sol taraftan kaleyi sıyıran Colman, 36:38’de Umut Bulut’a çarpan! topun kaleci Gökhan Tokgöz’ün uzanmasıyla çizgiyi geçmemesi, 38:37’de Selçuk İnan’ın üst direği eskitmesi ve 38:57’de Colman’ın ortasını kafayla gole çeviren kahraman Baytar. Golde alkışlanması! gereken asıl adam ise Diyarbakırspor’un sağ kanat savunmacısı Abdullah Çetin’dir. Top Colman’ın ayaklarına gelmeden sihirli kürenin kornere gitmemesi için gösterdiği çabadır vurgulamak istediğim. Bırak gitsin…

İkinci yarı Ziyaettin Doğan’ın Burak Karaduman ve Erhan Şentürk’ü oyuna sürmesiyle başladı. Tam uykuya dalacakken 56:11’de Abdullah Çetin-Engin Baytar kapışması gerçekleşti. Zaten ikinci yarıda maçın başındaki eski yerine göçen Engin Baytar Abdullah Çetin’le hararetli anlar yaşıyordu. Gerginliği tek cümleyle özetlersek yalancı şahitliktir Çetin’in yaptığı… Sonrasında ise Baytar’ın daha da sinirlendiğini gören Güneş, mecburiyet gereği maçın kahramanına kancayı attı. Maçtaki yer değişimlerini ikinci resimde gördüğünüzden uzun uzadıya açıklamaya gerek yok; oyunun merkezinin Trabzon sahası olduğunu belirtsek yeterlidir. Son 49 dakikada sadece 3 pozisyon vardı. 64:00’da Erhan Şentürk’ün harcadığı pozisyon Diyarbakırspor’un beraberliğe doğru tek hamlesiydi. Pozisyon yaratıcısı yanlış görmediysem yine Egemen’di. Trabzonspor ise 68:11’de Alanzinho’nun sağdan ortasında Serkan’ın kafa şutunu ve 71:14’de Ceyhun’un şutunu gole çeviremedi. Serkan’ın kafa şutunun direkten dönmesinin ardından Umut Bulut’un hamlesinin kesilmesi penaltıdan başka bir şey değildir. Ömer Aysan ve Ferhat Öztorun’un hücuma katkılarının yeteri düzeyde olmaması Trabzon’un iki eksiğinden birisidir ve birincisine yazıda bolca değindik. Buna rağmen "Geldiler"Şu harfin düşmüş olup da farkedilmemesi ne garip...

Alttaki video Cale'nin dolandırılma! hikayesini içerir…

29 Ocak 2010 Cuma

29.01.2010 Antalyaspor-Beşiktaş






“Karnı burnunda kadının kuma teorisi” Ocak ve Ağustos sonundaki maç haftalarında saha içinden burnumuza x,y,z boyutlarında kokular yaymaya devam ediyor. Ultrasonografi çıktıktan sonra beyefendiler! bile 6 ay evvelinden yedi köye scoutlar ”seyretmen veya görücü” gönderip soyadı aktarımı araştırmalarına girebiliyorlar ama bu teorinin yaratılmasındaki bilim kurulları ise matematik olimpiyatları seremonisindeki aymazlık kafilesinin en önünde ofsayt bayrağı taşımaya devam edebiliyorlar. Başta Tabata olmak üzere değiştirilme veya sözleşme dondurulma sıkıntısındaydı belirli azınlık. Antalyaspor’u yakın bir şekilde takip etmediğimiz için gönderilme tehdidinin orada yaşanıp yaşanmadığını bilemeyeceğim ama Beşiktaş’ta Fink, Tello, Tabata üçgeninin Delgado’nun gelişiyle bir doğruya evirileceği ihtimaller arasındayken futbolcuların can havliyle oyuna asılması gözlerden kaçmadı. Tek maç özelinde bakarsak Tello diğer ikisine nazaran daha gevşek yapıda oynamıştır. Belki de bu seneki berbat performansının sadece Manu maçındaki golüyle sıfırlanma algısı da bu hükmümde yardımcı! etkendir. Yanılabiliriz ama berrak suda balık avlamak istersek sadece Rodrigo isimlisinin gideceğini söylemek 2012 kehanetinden daha tutarlı olacaktır. Bu son cümleyle de maça boğum noktası koyalım.
Öncelikle yukarıda resmini gördüğünüz saha içi şablonunda yer değişimlerini belirtelim. Antalyaspor’da Ertuğrul-Jedinak’ın, Beşiktaş’ta Sivok-Toramax ve Fink-Ernst’in yerleri değiştirilecektir. Antalyaspor'un sene başında ayrılan Uğur Kavuk’un eksikliğini ancak aylar sonra Erhan Güven’in kiralanmasıyla gidermiş olduğunu gördük. Takıma ısınıp, hücumda Korhan-Necati ikilisine destek çıktıkça da Uğur Kavuk’un takıma etkisine yakın bir performans görebiliriz kendisinden. Antalyaspor ilk yarıda Necati Ateş ve Eruğrul Arslan’ın aynı noktadan vurdukları aşırı yüksek şutlar dışında hiçbir yaratıcılık gösteremedi. Beşiktaş'ın ise 9:44’de Bobo ile biten Tabata kaynaklı organizasyonu dışında yürek hoplatacak bir şeyi yoktu. İlk yarıdan aklımızda ne kaldı dersek. Birincil olarak 15. dakikada İbrahim Üzülmez’in Erhan Güven’e şüpheli aut sonrasında “gelecek sezon görüşürüz” bakışıdır. İkincil olarak ise 18:48’de Tabata’nın Ronaldinho’ya özenip Ömer Çatkıç’ı David Seaman sandığı bir serbest vuruştur. Gol olsaydı ne ala. Üçüncülüğü ise Sivok'un ayakkabı fetişisti Tita’ya veriyorum…
İkinci yarıda iletkim olmadığından maçın kaç derece döndüğünü hesaplayamadım. 52:42’de Tabata’nın soldan ortasında Sivok’un çekiç darbesi ve devamındaki kornerden gelen penaltı golü. Penaltı konusunda ise yan hakemle hemfikirim. Görülmesi zor bir pozisyon, es geçilse sadece tekrarlardan dövünmekle yetiniriz. 56:24’de ise ligimizin Shrek’i Djiehoua’nın hoplaya zıplaya altıpasa girmesine Toramax’ın lastik ayakları engel oldu ki bu Antalyaspor hücumunun kritik 3 anından biriydi. 60:16’da Jedinak pasıyla hafif ölçekli Necati ve Rüştü düellosu izledik 60:48’de Nihat’ın yan ağlarla buluşması, 65:22’de Filip Holosko dikmesi…
67:55’de Djiheoua’nın kafa vuruşunda Ekrem Dağ’ın kambura yatarak penaltıya sebebiyet verme ihtimalini de gözden ırak tutmayalım. 62’de Beşiktaş’ta Necip ve Holosko’nun oyuna girmesiyle Fink sağ iç-açık arasında konumlandı 68:40’da Bobo’nun kaymasıyla biten Fink çabası ise kendisini benim için vazgeçilmez kılmıştır. 82:57’de ise oyuna henüz giren Veysel’in sol dipten ortasında Necati Ateş’in direk dibinden dışarı giden kafası da Antalyaspor adına maçın en makus anıydı. Detaylara bakalım. Ömer’in Ernst’e hareketi çirkinliğin önde gidenidir. Necip Necip’i Yeşilçam filmlerinin sahipsiz çocuğu mu sandınız Orhan Ak ve Tita. Kısıtlı kadrosu yüzünden sakatlık olmadığı sürece Antalyaspor fikstürün ortasında ligde kalmayı garantileyecektir. Beşiktaş ise Ernst’ten biraz daha fazla verim almak zorunda. Ataklarda baş rol almak için çok mu yorgun? Son detayımız ise tesadüften ibaret. Beşiktaş ile Antalyaspor ligde ilk maçlarını 11 Eylül 1982’de oynamıştır ve tarihlerindeki ilk gol penaltıdan gelmiştir. Şimdi gollerin açılışı ve kapanışlarının penaltıdan olması ile tekerrür klişesine girebilirdim eğer ki o penaltıyı Rüştü, Rasim Kara gibi gole çevirseydi…

Related Posts with Thumbnails