11 Haziran 2010 Cuma

11.06.2010 Güney Afrika-Meksika


Öncelikle TRT’ye gözümden iki damla yaş getirdiği için teşekkür ediyorum. 8-0’lık Liverpool maçından bu yana ilk defa bu kadar üzüldüm. İtalya 90’dan beri aynı televizyondan turnuvaları izleyen biri olarak bu defa, bilgisayardan maç izleme keyfine doyacakken karşımda 30 dakika boyunca simsiyah bir ekran vardı. Emektar televizyonun başına da koşmadım ve yarım saat boyunca simsiyah bir ekrandan kendi yansımama dalmışken aniden minik logosuyla bir kanal belirdi. Sonrasında yine gitti hüzünbaz, ben de digiturkwebtv’nin yolunu tuttum. Neyse ki ikinci yarıda TRT bey yayını düzeltince biz de vuvuzela zırıltısına dahil olduk. Geçen sene, Konfedarasyon Kupası’ndan kulağımıza damlattığımız vuvuzela aşısı bu yıl etkisini gösterdi. 45 dakika boyunca hiçbir şey hissetmedim. Belki Stockholm sendromuna uğramanız yakındır belki de vuvuzelaya kondom kampanyasını başlatacaksınız. O size kalmış...
İlk yarının son on beş dakikasına baktığımızda bol pas yapan Meksika ve dolayısıyla topu kapmak için çabalayan Güney Afrika. İkinci yarıda ise Meksika’nın (güya) üçlü defansının ortasını otoyola çeviren bir Güney Afrika. İlk yarı ile ikinci yarı arasında karşılaştırma yapamamamın nedenini zaten ilk paragraftan biliyorsunuz.
Galatasaray’dan turnuvaya katılan Dos Santos’un en iyi Meksikalı oyuncu olduğu konusunda kimsenin aksi bir düşüncesi olduğunu sanmıyorum. İkinci yarıdaki grafikteki doğrusu düşeye dönse de takımının en etkin elemanıydı. Kaldı ki yaratıcılık boyutunu yanındaki Vela da geriden, bu maçlık eski turnuvalar aksine geriye mühürlenmiş, Marquez de büyütebilirdi. Bununla birlikte karşıdaki tek yaratıcı adam Pienaar etkisi sıfıra yakın olunca da sadece Dikgacoi ve önüne atılan toplara koşturan kanat elemanlarıyla, bir santrforla karşı karşıya kaldı Meksika. Bu koşularsa beklerin olmadığı güya üçlü gerçekte ikili savunmayı aşırı zorladı. Bunlara bir de Jorge Campos çıkarmış bir ülkeye hiç yakışmayacak, topa çıkma yetilerini yitirmiş, çıksa bile topu taca bile atmaktan aciz, Perez de eklenince doksanlar özlemindeki “jabulani”yi tanımış olduk. Mükemmel bir sweet spot vuruşu ve Tshabalala…
Daha sonrasında ise iki oyuncu değişikliği ve ileri çıkan bir Marquez golü…
Maçın dibinde de Güney Afrika’nın mükemmel ayaklara sahip kalecisi (Konfedarasyon Kupası’nda da bu kaleciye değinmiştim) Khune’nin seriye bağladığı gollük pasları ve çerçevenin içine aktarılamayan toplar…

Akşama berabere bitecek maçla eğlenceli bir grubumuz olacak gibi gözüküyor...

Erdoğan Arıkan Vuvuzela Çalıyor

19. Dünya Kupası Açılış Töreni






Video

Dünya Kupalarında İlk Atılan Goller

3 tanesi dışındakileri görüntüleriyle birlikte hazırladım. Almanlar ve Brezilyalılar coşarken, Arjantin ve Meksika yitik ülke...

Phillip Lahm 2006 Almanya-Kostarika
Bouba Diop 2002 Senegal-Fransa
Cesar Sampaio 1998 Brezilya-İskoçya
Jurgen Klinsmann 1994 Almanya-Bolivya
Francois Omam-Bıyık 1990 Kamerun-Arjantin
Alessandro Altobelli 1986 İtalya-Bulgaristan
Erwin Vandenbergh 1982 Belçika-Arjantin
Bernard Lacombe 1978 Fransa-İtalya
Paul Breitner 1974 Almanya-Şili
Dinko Dermendzhiev 1970 Bulgaristan-Peru
*Pele ya da Sigi Held 1966 Brezilya- Bulgaristan ya da Almanya-İsviçre
Rolf Wuetrich 1962 İsviçre-Şili
Agne Simonsson 1958 İsveç-Meksika
Milos Milutonovic 1954 Yugoslavya-Fransa
Ademir 1950 Brezilya-Meksika
Josef Gauchel 1938 Almanya-İsviçre
Ernesto Belis 1934 Arjantin-İsveç
Lucien Laurent 1930 Fransa-Meksika


*Fifa.com iki golü de aynı dakikada göstermiş. Genel olarak Pele kabul ediliyor.

İlk yazılan ülke ilk golü atmıştır; kırmızı ülke maçı kazanmıştır; mavi ülkenin maçı berabere bitmiştir.

**1962 İsviçre-Şili klibini yanlış kesmişim...

10 Haziran 2010 Perşembe

32 sene 25 gün 5 saat ve Lanetli Stat





İlk resimde Doğan Babacan'ın kupa tarihinde gösterilen ilk kırmızı kartı elinde tutmasını görmekteyiz. 14 Haziran 1974 tarihinde saat 16:00'da başlayan F.Almanya-Şili maçının 67. dakikasında Carlos Caszely baş rolde. Kartın gösterildiği yer Berlin Olimpiyat Stadyumu...
İkinci resimde ise Elizondo 2006 kupa finalinde Zidane'a meşhur kafasından ötürü maçın 110. dakikasında kırmızı kartı göstermekte stadyum yine Berlin Olimpiyat Stadyumu...

Hayır, ben attım



-İlk maçım ‘83 yılında Donanma Kupası, daha o zamanlar tanınmıyoruz. Yani en azından insanlar sokakta gezerken sima olarak tanımıyor. Maçı Galatasaray’la oynuyorduk. Karşılaşma 2-2 bitti. Biz babamla stadyumdan çıktık, Beşiktaş’a doğru yürüyoruz. Trafik tıkanmış, bir taksici arkadaş çıktı. “Koçum, kaç kaç maç” dedi. 2-2 ağabey falan dedim. “Kim attı Beşiktaş’ın gollerini?” diye sordu. O gün de ikisini ben atmıştım. Şimdi Metin attı demek tuhafıma gitti, ben attım dedim. “Ya kardeşim sana doğru düzgün soru soruyoruz, doğru düzgün cevap ver” dedi. İnanmadı Metin Tekin olduğuma…

Beş aydan beri somut bir gelişme bekliyoruz. Yönetim kademesi en azından bu sefer, vites kolundaki "r" nin roketi simgelemediğini öğrenir taksici ağabey gibi.

9 Haziran 2010 Çarşamba

Rıdvan Ross Bob Dilmen



Video= Affınıza sığınarak 6 ay evvel eklenmiş bir şeyi tekrar ediyorum. Rıdvan Dilmen'e dublajını TRT'nin meşhur ressamı Bob Ross yapsa nasıl olur dedik...
(Ses seviyesini fazlaca yükseltin)

Rızvan Tan Dinlenme Tesisleri




video: tepişirler, ezilir çimenler

HŞ9 vs. Q7


8 Haziran 2010 Salı

Hamdi Serpil Tüzün:"Futbolda Değişim Hızı"


Beşiktaş özkaynak düzeninin başındayken kaleme aldığı bir yazı...


Yirmi birinci yüzyıla çeyrek kala, her şey inanılmaz bir hızla değişmekte.
Daha dün top oynadığımız arsada, bugün, dibi görünmeyen temel çukuru, yarın ise bir gökdelen.
Wembley'de oynanan bir Kral Kupası maçını, aynı anda evimizde izleyebilmek, otuz yıl önce hayal öte-si bir durumdu. Bugün ise, bize televizyonun düğmesi kadar yakın ve gerçek.
TV'den transistora, uzaydaki uydulardan, maçlardaki ilginç durumların anında tekrar izlenmesini sağlayan ışıklı skorboardlara kadar teknolojinin tüm ürünleri yaşamımızı her alanda etkiliyor.
Ancak, değişimin hızı içeriğinden daha önemli. Bilim adamı C. P. Snow’a gôre “Değişimin hızı öylesine arttı ki, hayal gücümüz bile ona yetişemiyor”.
Ekonomist K. Boulding ise gerçeği daha çarpıcı biçimde vurguluyor: “Doğduğum günden bugüne kadar olup bitenler, doğumuma kadar olup bitenlere neredeyse eşittir”.
Kilometre Taşları
Biz yine işimize dönelim. Futboldaki gelişimi 1860’lardan başlayarak inceleyelim. 1863'te ilk futbol federasyonunun kuruluşu —1870’de elle oynamanın yasaklanışı— 1872’de ilk milli maç ve 1925'de ofsayt kuralının değişmesi ile futbol tarihinde bir dönüm noktası: H. Chapman'ın Arsenal’da uyguladığı WM düzeni.
Bu sistem uzun yıllar üstünlüğünü sürdürecektir. Ancak 1953-54 yıllarında Macar milli takımının uyguladığı “Geri Santrafor”(4-2-4) sistemi WM'i silecektir. Macarlar, Brezilya’dan daha önce, 4—2—4’ü başarı ile kullanmışlardır.
Bununla beraber, 4-2-4'de uzun ömürlü olmayacaktır. İngiliz futbolu, 1966'da doruğuna ulaşan 4-3 -3 uygulaması ile yine bir dönüm noktasının kahramanı olacaktır.
Bu sistem 1970'e doğru 4-4-2'ye dönüşecektir. 1973 - 74'Ierdeki Ajax, Total Futbol anlayaşı ile fut-bola yeni bir boyut kazandıracaktır.
Önemle vurgulamaya çalıştığımız konu, şu veya bu sistemin üstün tarafı, yani, değişimin içeriği değildir. Değişimin hızıdır. WM 1925 - 53 arası 28 yıl üstünlüğünü sürdürmüştür. 4-2-4 sistemi 8-10 yıl,
4-3-3 ise 5-6 yıl dayanabilmiştir. 3-4 yıl uygulanan 4-4-2, Total Futbol anlayışı ile yıkılmıştır. Ancak, son bir iki yıldır, bazı cesaretli antrenörler Total Futbol anlayışı da aşan denemeleri başarıyla yapıyorlar.
28... 10... 6... 4 ve 3...
İşte futbol anlayışındaki değişim hızı...
Ve Türkiye
Acaba Türkiye bu baş döndürücü yarışın neresinde? Ne orasında, ne burasında... Kesinlikle içinde değil...
Kopyacılık, hiçbir zaman bizi çağdaş futbola yetiştirmeyecek. Bugün oyun düzenlerini kopya etmeye çalıştığımız ülkeler, artik onlara benzediğimizi sandığımız sırada, futbolu çok daha değişik oynuyor olacaklar.
Amaç, çağdaş futbolu oynayabilmek ise, yapılacak iş şudur:
— Geleceğin futbolu en az 10 yıllık bir açı altında düşünülmeli, araştırmalı, incelemeli,
— Varılan sonuçlara ve Türk gencine uygun olarak belirlenen futbol anlayışı bugünün gençlerine öğretilmeli ki onlar 7-8 yıl sonrasının futbolcularıdır.
Aksi halde, kısır döngü sürüp gidecek. Şimdiye kadar olduğu gibi...

6 Haziran 2010 Pazar

Beşiktaşlı Duruşu

Yetmiş yedi bin farkı bulun diye eklemedim. Fotoğrafın sağ tarafıdır ilgilendiğimiz, umutsuzca beklediğimiz. Şuradaki karizma hiçbir kulüp başkanında olmamıştır. Beyaz Gandalf'tır artık büyük Seba, umutların tükendiği an, belki bir gün doğumunda, filme nazire yaparcasına Serencebey yokuşundan inecek.
Sonunu Sauron düşünsün...

Dedesini Tekrarlar mı?




Meksika'nın Manchester United'a transfer olan golcüsü Javier Hernandez, Dünya Kupası'nda ilginç bir ilki yaşatabilir. 2010 Güney Afrika'da ev sahibi, Uruguay ve Fransa ile A grubunda yer alan Meksika'nın 21 yaşındaki çekirgesi Javier Hernandez, yeni öğretmeni Ferguson'un deyimiyle ailecek futbolcuymuş. Alex Ferguson, dedesinin ve babasının da Dünya Kupaları'nda oynadığını söyleyince istikametimiz Dünya Kupası arşivi oldu. Babası 1986 yılında Meksika'nın ev sahibi olduğu turnuvada, takımının çeyrek finale kadar yükselmesine sadece yedek kulübesinden katkı sağlamış. Mümkün olup da oynasa üçleme yapacaklardı ama üzülmeyin üçlemeye diğer bir adayımız Cesare-Paolo-Christian Maldini var( Daniel Maldini olsa Christian yerine daha hoş olur).
İşte 1954 yılında Cenevre'de oynanan maçta, Fransa'ya 3-2 kaybeden Meksika'da takımın 2. golünü Tomas Balcazar atar(10 numaralı formasıyla, 2. gol).
Raymond'un bu astrolojik detaydan haberi olsa muhakkak korkardı yeni çekirgeden...

4 Haziran 2010 Cuma

Mourinho Beşiktaş'ta

Bu olağandışılığın gerçekleşmesi için Real Madrid başkanının Mourinho'nun arkasında sözleşmesinin sonuna kadar durması gerekecektir. Tabii ki dayanak olarak IQ testlerinde çözmeye çabaladığımız örüntülerin en basit halini uygulayacağız. Şimdi çok basitçe açıklayalım. 1999 yılında Toschack, Real Madrid’le yollarını ayırırken aynı akıbete 2003 yılında Del Bosque ve 2008 yılında Bernd Schuster uğradı. Yukarıdaki örüntüye göre de Beşiktaş’ın başına 2014 yılında Real Madrid’den hangi teknik direktör ayrılacaksa Beşiktaş’ın başına geçecektir. Bu örüntüye Shakhtar örüntüsü ekleyelim.
Turuncu devrimcileri 2002 yılında Nevio Scala, 2003yılında Bernd Schuster 2004 yılında Mircea Lucescu çalıştırmaya başlamıştır. Beşiktaş’ın başına Schuster geldiğinde Shakhtar başına kim gelecek bakalım. 2000 yılında Beşiktaş’ın başına Nevio Scala, 2003’de ise Mircea Lucescu gelmiştir. Demek ki Schuster’in 2010 geldiğini düşünürsek. 2022 yılında Beşiktaş’ın başına kim geçecekse Shakhtar yeni hocası o olacaktır. Bunun gerçekleşmesi için Lucescu’nun 15 yılı devirmesi gerekecek. Bir de yukarıdakilerin gerçekleşmesi durumunda Giuseppe Meazza- Lucescu-Mourinho örüntüsü belirecek. Meazza ‘48 yılında Beşiktaş’a geldi. Bununla birlikte 2002 yılında Lucescu ve Mourinho 2010’da Inter’İ bırakmıştır. Aşağıdaki örüntüye göre 2019 yılında Beşiktaş’ı kim çalıştıracaksa Inter’in başına o çoktan gelmiş ve ayrılmış olacak.

Yani örüntüler böyle devam ettiğinde 2021 yılında Real Madrid’den kim ayrılacaksa Beşiktaş’ın başına geçecektir(1. Örüntü) . Schuster’i bu yüzden istiyorum. Teşekkürler Y.D.
Beşiktaş taraftarının ruh ve zihin halini anlayabiliyor musunuz?

3 Haziran 2010 Perşembe

Ders Çalışırken Ali Ece'yi Dinlemeyin!


Dünya tarihinde bir balığa ilk otopsiyi ben yapsam, literaturde mideye ne diyeceklerdi. Şekli büyüttüğünüz an Yunus misali bir adlandırma gözükecek. İlker Yasin'e daha da laf söyletmem!

2 Haziran 2010 Çarşamba

http://www.fenerbahce.org

Fenerbahçe Resmi Sitesi 3 aydır harika bir arşiv yapıyor... 6,2,2 en çok bu departmanı zorlar. Bataklığı kurutmadan, hır çıkmadan ancak bu kadar güzel dalga geçilir uydurucularla.
Related Posts with Thumbnails