22 Haziran 2010 Salı

İki Grubun Son Maçları Aynı Anda Oynanmalı ya da Hollanda'nın Ahlaki Değerleri

Periyodik salınan zehir, paralize etmese de, beynimin parçaları arasında iletişim kopukluğu yaratabiliyor. Birbirine zıt yerler kılcal köprülerini büsbütün yakıyor. Ahlaki değerlere ait hücrelerin pragmatizm yakasına ulaşmalarına imkan verilmiyor. 1998 yılında grubu lider bitirmeyi garantilemiş Brezilya, son maçında Norveç’e yenilerek Fas’ın son 16 takım arasına girememesinde en büyük suçluydu! Ve bu suçu, arşivin yapraklarından bizimkiler çıkartacaktı. 2002 Dünya Kupası’nda Brezilya’nın Zengin Sahili’ne(“Ivory” Coast=Costa “Rica”) maçı vereceği, zehir tacirleri tarafından konuşuluyordu. Zehir baronlarının dışında kalan çoğunluğun delili ise bir önceki kupada gönüllerin takımı Fas’a duydukları acımaydı… Peki ne oldu? Biz 3-0’la Çin’i geçerken, Brezilya, ikisi savunma adamı olmak üzere ideal kadrosundan sadece üç eksikle çıktığı maçta rakibini 5-2 yenerek, kendisine yarı final rakibini yaratıyordu… Okuduklarınızın tümü grup içi mücadeleler ile alakalıydı. Başlıkta ise son on altı eşlemelerini belirleyecek iki grubun maçlarına vurgu yaptım. Turnuvanın sürpriz sonuçlara açık olmasıyla ve kupa kurasındaki çapraz eşleşmelerle son 16 turunda, “futbolun bilindik büyükleri”nin erken finalleriyle karşı karşıya kalacağız. Bundan sonraki turda hangi grupta kimin kimle karşılaşacağını verelim: A1-B2 A2-B1 C1-D2 C2-D1 E1-F2 E2-F1 G1-H2 H1-G2 A,B, C ve D gruplarında Arjantin’in bile çıkamama şansı bulunduğundan, bu dörtlüyle ilgimiz yok. E ve F gruplarına gelelim. E grubunda Hollanda, kendilerini Güney Afrika’ya getiren Avrupa elemelerine paralel şekilde üst turu garantileyen ilk takım ve son maçlarını 21:30’da oynayacaklar. Buna karşılık F grubunda İtalya, büyük bir ihtimalle ikinci olacak ve Slovakya maçının başlama saati 17:00. Paraguay’ın turnuvanın dinamik takımlarından olduğunun gerçekliğini bir kenara bırakırsak karşımızda bir İtalya ve en nihayetinde son kupanın sahibi var. İtalya’nın ikinciliğini bilerek sahaya çıkan Hollanda, Kamerun’a 4-0* yenilmeli mi yenilmemeli mi? Çünkü, bırakın İtalya ile eşlenilecek bu turu, İspanya’nın ikinci olması ihtimalinin belirmesiyle, bu denli pragmatik yatış, yarı finale doğru asfalt kaplı bir yol sunabilir. Siz ne yapardınız? Bir de G ve H gruplarına göz gezdirelim. G grubunda alınan 7-0’lık sonuç vana vazifesi görerek, 1-2’nin Portekiz-Brezilya mı Brezilya-Portekiz mi olacağına zemin hazırladı. Bu gruptaki maçların H grubundan sonra oynanması ise ikinci sıkıntımızı ortaya çıkarabilirdi. İyi ki de olmadı. Yoksa diğer grubu ikinci bitirdiği kesinleşmiş bir İspanya ile karşılaşmak istemeyen Brezilya,1998 ve 2002 manzarasını kendi penceresinden “içeri” çizebilirdi. Bu gibi durumlar nadir olsa da FIFA’nın biraz daha adil olmak adına son 16 olası rakiplerinin maçlarını aynı saatte oynatmalıdır. Yani aynı anda 4 maç… *4-0 dememizin nedeniyle birlikte kalifikasyon kriterlerini de belirtelim.(3-0 olsa dördüncü kritere takılır ve Danimarka’nın 1-0 galibiyetinde bile Hollanda çıkar) 1-Toplanan puan Eğer 1 eşitse 2-Gol averajı Eğer 2 eşit ise 3-Atılan gol sayısı Eğer 3 eşit ise 4-Takımların kendi aralarında oynadıkları maçlarda aldıkları puanlar Eğer 4 eşit ise 5-Takımların kendi aralarında oynadıkları maçlarda elde ettikleri gol averajı Eğer 5 eşit ise 6-Takımların kendi aralarında oynadıkları maçlarda attıkları gol Eğer 6 eşit ise 7-Kura Eğer 7 eşit ise Turgay Şeren

21 Haziran 2010 Pazartesi

Tarihe Giriş

Rakip 1







Video: Beşiktaş'ın yeni rakibinin maç özetleri











01-04-2010 1 Víkingur AB 5-3































07-04-2010 2 Víkingur HB 0-0

11-04-2010 3 NSÍ Víkingur 0-2





















16-04-2010 4 Víkingur EB/Streymur 2-2




































03-05-2010 5 B68 Víkingur 5-3
















09-05-2010 6 Víkingur B71 0-0





















13-05-2010 7 B36 Víkingur 1-2










13 Haziran 2010 Pazar

Alma Ahını Çıkar Aheste Aheste


Fifa ve ITV'nin bedduasını aldım hayırlı uğurlu olsun. Bu hatadan sonra ligin ilk maçına kadar yokum. Sokağa çıkamam artık. Görüşürüz.

13.06.2010 Sırbistan-Gana

-Gyan ve Annan başta olmak üzere vücutlarındaki ter bezlerini kurutanlara tebrikler.
-Geçen kupada 9 kırmızı kart göstermişken hakemler daha şimdiden 3 kırmızı karta ulaştılar.
-Zigic'i 10.5 numara oynatana selamlar olsun. Benzer hatayı Charisteas'ı sağ kanada yapıştıran Otto Rehhagel yapmıştı.
-Gana'yı 4-2-3-1 olarak da niteleyebilirsiniz ama 4-1-4-1 daha uygun düşer. Annan'a bir kez daha alkış.
-Güney Afrika'da millet kökenlerine dönmüşçesine rahat, salon benim eniştemin dercesine sahada dolanıyorlar.
-Gyan golcü adı altında turnuvada skor yaratan ilk isim.
-Ulan Krasic, Beşiktaş maçlarında coşuyordun; ne oldu sana?
-Elektriğimizi yine kesenlere selamlar.

13.06.2010 Cezayir-Slovenya


Her maçın zevk potansiyelinin olduğuna inansam da bazen içinize düşen bir sıkıntı 90 dakika boyunca esneme nöbetlerine yol açabiliyor. Bu denli sıkıcı futboldan sonra Dünya Kupası’nda eskisi gibi 24 takımlı sisteme dönülmesi taraftarıyım. O da olmadı başka bir sistem. İki takımdan da tanıdığım 4 tane futbolcu var. Bunlar da Birsa, Handanovic, Ziani ve Abdoun. Hayır, tanımamak benim sorunum da isimlerinin sansızlığını yansıtırcasına oynanan ölçeksiz futbola ne diyelim.
İlk yarıda bol bol uzun top izledik. Avrupa dışı takımlarda klasik haline gelen üçlü savunmaya Cezayir’de de rast geldik. Bu oyunda taş gibi “full back” lazım ve şu ana kadar en iyileri Uruguay’da idi. Bu gerideki üçlüyü çoğunlukla Lacen perdeliyordu. Yebda daha fazla hücumu düşündüğünden! golde Bougherra ile birlikte hataya ortak oldu.
Bir de nedir bu sonradan oyuna girenlerin kart görme isteği. Lodeiro, dün, kırmızıdan kurtulan Carragher bugün de Ghezzal.
Hayatımın en sıkıcı Dünya Kupası olmaya aday(yedincisi). Kalecilerin ifrat ve tefritlerini mi konuşacağız kupa sonunda? Nerede eski golcüler…

Geleneksel elektrik kesintilerimiz başlamıştır. Bir önceki Dünya Kupası'nda bir maçı 3 bölüm halinde izlememe sebep olan zihniyet hiç değişmiyor...

Fifa.com Rezaleti


Dün ITV'nin rezaletini vermiştik bugün de fifa.com'u verelim. 6 dakika boyunca sitede sabit kaldı...

Şükredin



Videoda ITV'nin Gerrard'ın golünü nasıl kaçırdığı gözük(me)mekte. Gerçek veya değil, halimize şükredelim.

12 Haziran 2010 Cumartesi

12.06.2010 İngiltere-A.B.D.



29 Haziran 1950’de Haiti kökenli Joe Gaetjens’in İngiltere’yi yıkan golünden 21,899 gün geçmişken bir başka Haiti kökenli Jozy Altidore, Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük gol umudu oluvermiş; formalarının da o meşhur maça benzerliği işin süsü olmuş…
Capello’dan Carragher sürprizi(ki bence değil) beklerken Ledley King defansın göbeğinde Terry’e eşlik etti. İki takımın da aynı formatta oynadığını söyleyebiliriz. Tek ve en önemli fark İngiltere’nin Gerrard-Lampard ikilisinin ABD’nin Bradley-Clark ikilisinden yetenek ve ileriye katkı anlamında kilometrelerce önde olmasıydı. Hakan Şükür’ünü bulmuş Türk Milli Takımı gibi şişirilmiş toplarla oynamaya odaklanmış bir taktikte Wayne Rooney, reklamdaki gibi geleceğini yazarken diğer oyunculardan kalem isteyebilir. Heskey’nin Leicester performansını sergilediği gecede Muzzy Izzet rolünü kaptan Gerrard üstlenerek İngiltere’yi öne geçirdi. Skor avantajını elde ettikten sonra da Arjantin düzeyinde olmasa da oyunları düşüşe geçti.
ABD ise orta sahanın ortasındaki yaratıcı oyuncu eksikliğini Altidore’un dinamizmi ve Dempsey-Donovan’ın kanat oyunlarıyla yamalamaya çalıştı. Orta sahada babasından torpilli Bradley yerine eskilerden bir John O’Brien olması oradaki boş yetenek kabını birazcık doldurabilirdi.
İngiltere oyunu askıda tutarken bulduğu en tehlikeli atak 19:12’de Aaron Lennon ile sağ kanattan gerçekleşti. Asistanlık görevine soyununca da güzelim pozisyondan yararlanamadılar. Şimdi turnuvada Theo Walcott olsa, oradan muhakkak kaleye vuracağına dair iddiaya girebilirdim. İki oyuncu arasındaki fark da bencillik düzeyinden öteye gitmez.
ABD, tehlikelerini maçın ilk yarım saati dolmuşken Dempsey-Donovan kanat değişikliğiyle yaratmaya başladı. Golden önce Donovan sol kanattan sağa doğru çapraz gidip kaleye şut atarken, golün de Dempsey sağ kanattan sol çapraza giderken çıkardığı şutla gelmesi ilginçti.
Kaleci Green’in de Arsenal kalecisi Fabianski’nin Porto maçı sakarlığında olması ilk yarıyı zevkli bitirmemize sebep oldu.
Devreye Carragher ile başlayan Capello’nun lahana kafasından öpmek istedim. İkinci yarıda cepheden gelmekte diretmeyerek oyunu kanatlara yıkmaya çabalayan, topun yerle mesafesini biraz azaltan İngiltere’de Rooney’nin aktife hale gelmesi kaçınılmazdı. Heskey’nin de harcadığı pozisyon dışında etkinliği pasife döndü. Sağ bek Glen Johnson, simetrisindeki Cole’a göre ileride daha iyi işler yaptı. İngiltere'nin bir kule inşası da maçın yine ilk yarının son 15 dakikasına benzemesiyle hiçbir işe yaramadı ve bir puan buharlaştı.

12.06.2010 Arjantin-Nijerya


Destansı giriş, klasikleşmiş biçimde ceza sahası ön çizgisinde tehlike yaratımları, Veron’un kornerine bilgisayar oyunlarında göreceğiniz cinsten bir kafa vuruşu…
Turnuvanın o an bitmesini ve kupanın Arjantinlilere sunulmasını istemek ne kadar boş bir hayal. İlk yarının sonuna dek gösterilen performans beklentilerimizi çok aşağılara çekiyor. Nijeya’nın -2002 İsveç- 4-4-2’si karşısında direnç eksiklikleri tüm çıplaklığıyla ortadaydı. Tuna Üzümcü-Serdar Özkan hibriti Jonas ise ne bedenen ne de ruhen o formaya yakışmaktadır, Gonzalo ileride pozisyon harcamakla meşgulken Arjantin’in ihtiyaç duyduğu şey sadece tek vuruşçudur. Bu isim de Diego Milito, skor avantajını kazandıktan sonra oyuna kimi sokarsan sok be Maradona…
Nijerya’da şu an Yekini oynasa yine o ağlara tutunup olanca çılgınlığıyla sevinirdi. Efsane forvetlerinin yerine bütün hücum hattına Daniel Amokachi’nin Legia Varşova maçındaki basiretsizlik hali bürünmüş. Ceza sahasında komple bitikler...
Afrika kıtasından kaleci çıkmaz tezim geçen seneki Khune performansıyla çürümeye başlamıştı ve bugün Enyeama ile bu tez çöplükteki yerini aldı. Messi sol taraftan 5. dakikada bir şut çıkarır, bu panter sağ eliyle topu çeler; Messi 36. dakika da bu defa sağ kanattan bir şut çıkarır, bu panter sol eliyle topu çeler. Bunlara sayısız pozisyon da ekleyebilirsiniz. Galip haklıdır da uykumu getirmeseydiniz. B grubu bitti gibi gibi…
Şu oyun Messi’nin hormonlu haliyken, Maradona’nın hormonlu performansını hayal edebiliyor musunuz?

12.06.2010 Güney Kore-Yunanistan



Otto Rehhagel nam-ı diğer Walter Bishop, beyninden bir parça aldırmış olmalı ki kendisine Avrupa Şampiyonluğu’nu kazandırmış zincir savunmasını hatırlayamıyor. Futbol seyircisi olarak açık alanda oynamaya çabalayan bir Yunanistan görmek beni epeyce keyiflendirdi ama belki de Rehhagel’in vefa duygusundan ötürü sahaya sürdüğü ilk on bir, 4-2-3-1 dizilişinde epeyce sırıttı. Charisteas’ı sağ açık oynatmaksa ayrı bir muamma. Her ne kadar bu sene, Mourinho bize Eto’o dan sol bek yarattıysa da o sadece savunmaya yönelik bir hamleydi. Charisteas’ın savunmaya yardımcı olacağı bir oyun oynamaya çabalamıyordu Yunanistan. Sağ kanattan da oyuna hücumsal katkısı sınırlı olacaktı. Takımın bitap hali sinirlerinin bozulmasına da sebep oldu. Defansları ve ileri dörtlüsü arasını doldurmuş Güney Korelileri izledik oyunun ilk altmış dakikası.

Güney Kore’nin ben Asya’nın futboluna ait değil. Kendilerine İskandinav geni eklettiklerini varsayıyorum. Bu kadar rahatlığı ileride yüzdeli şutlarla beslediklerinde 2002 mucizesi neden olmasın. Onlar da rakipleri gibi 4-2-3-1 formatında sahaya yayılmışlardı lakin öndeki üçlü rakibe nazaran çok hareketliydi. Manu’da yıllardır izlediğimiz Park’ın başını çektiği ataklarla sonuca gitmeye çalıştılar ama golleri rakibin alıklığına borçlular. Organize atakları ise ya beceriksizlikle harcadılar ya da son anda bir Yunan yetişti.
İkinci yarının son otuz dakikasında yaptığı oyuncu değişiklikleriyle planladığı oyuna uygun adamları sahada gördük. Patza(ben de kısalttım) değişikliğiyle Katsouranis bir miktar ileriye gitti, açığa monte ettiği Salpingidis ve forvete aldığı Kapetanos’la 4-3-3'lük Yunanistan’a da şahit olduk. Maçın kontrolünü bir müddet ele alsalar da son on dakika Koreliler oyunu oldukça yavaşlatarak sahadan galip ayrıldı.

Rahat oyunuyla Güney Kore’den 14 numara ve sağ bekleri iyi oynayanlar arasındaydı.
2 yıl önce Monaco’ya gelen körpe Park Chu-Young şu ana kadarki maçlarda turnuvanın en iyi forvet profilini çizdi.
Arjantin, Nijerya’yı muhakkak yenmek zorunda zira Otto doğruyu buldu gibi gibi…

Osmanlı Ordusundan Vuvuzela Taktiği

Bu videoyu geçen sene de verdim. İzleyenler için de tekrar olsun. Osmanlı ordusundan vuvuzela taktiği. Videonun başında anlatılanları daha komik olduğu için ekledim ama başlığa esin veren bölüm sonlarda...

Maç No:1-2 En İyi 11ve En Kötü Üç


11 Haziran 2010 Cuma

11.06.2010 Uruguay-Fransa



Bugün, futbol heyecanıyla yeni kaplanmış, futbolcular hakkında üstünkörü bilgisi olan ama yeşil sahadan kaptığı kıvılcımların içinde yangına dönüşmesi muhtemel bir çocuk düşünün. Güney Afrika – Meksika maçını izlemiş de olsun bu maç gibi ama yatması gerektiğinden dolayı akşamki maçın ilk 15 dakikasını izleyebilsin. Karşısına bir Santos çıksın bir de Ribery. Evinde internet bağlantısı da olmadığını varsayarsak bu çocuk muhtemelen bir menajerlik oyununa bakacak ve iki istisna yeteneğin kariyerine göz gezdirdiğinde Galatasaray’ı kesişim kümesinde görecek. Buradan kaçan balık büyük olur manasını çıkartmasın Galatasaraylılar, derdim o değil. Aynı çocuğun Lugano ve Anelka’nın kariyerlerine baktığını hayal edin. O kümede bu sefer Fenerbahçe yer alacak. İşte anlatmak istediğim bu, kulüplerin yavaşçana doğruyu bulmalarından bahsediyoruz. Belki ellerinde veya değil ama kalburüstü bir futbol sanatçısının/savaşçısının kariyerinde sizin kulübünüzün adı geçince, değmeyin keyfinize. Darısı Holosko efendiye…
Fransa 4-2-3-1 dizilişinde top getirme görevini Diaby’e yıkmış. Toulalan daha defansif bir pozisyonda kalmış. Burada Gourcuff’un daha etkin bir rolde olması gerekirken sadece serbest atışlarda ve köşe noktasında topla dostaneydi. Maçın başında Ribery’nin atak girişimleri ve Anelka’nın geriye gelme çabası dışında Fransa’nın gerideki dörtlüsünden en ufak bir katkı görmedik. Hele ki iki bek Evra ve Sagna, Uruguay’ın “full-back”(Türkçe tanımı olan varsa sevinirim)leri Pereiralar’a karşı hiçbir girişimde bulunmadılar.
Uruguay’ın granitten farkı yok. Turnuvanın savaşkanı konumundalar. Takımı ise sadece ilk iki dakika 4-4-2 dizilişinde gördük. Sonrasında belki de Fransa'nın oyun anlayışından ötürü Lugano geriye gömülerek savunmadaki huninin ucunu oluşturdu. Kendisine sağda Victorino solda ise Godin yardımcıydı. İkisi de kaptanlarını rahatlattılar. Ama dikkat çekmek istediğim şey az evvel de belirttiğim gibi iki full-back. Yani bu kadar ciğerli oyuncu çok az bulursunuz. Özellikle hücuma çıkışlarında daha başarılı bir yüzde tutturan Alvaro Pereira’ya büyük alkış. Maximiliano ise defansif açıdan daha verimliydi. Orta sahadaki Perez ve Arevalo ikilisi birbirlerine yakın oynayarak o beşli hunide Fransızları dara düşürdüler. Takımın tek bozuk plağı yavaş adamların en kralı Ignacio Gonzalez. Bu kadar alt düzey performans sergilememişti izlediğimiz 54 oyuncu(Meksika kalecisi Perez’i listeye katmadım) da. Öne top aktarımında bu oyuncunun yetersizliğinden dolayı Forlan ve Suarez gol için mutualistik bir ilişki kurmak zorundaydılar. Birbirlerini beslemeleri gerekiyordu ve tatmin edici seviyeye çıktıklarını düşünüyorum. İkinci yarıda ise Fransa beklerini birazcık da olsa ileriye gönderdi ama o savunma karşısında tek tercih olarak uzaktan şut çekip durdular. Sanki Muslera, ceza sahası dışından Leo Franco’ya benziyor! Diyelim ki öyle sen kim Selçuk kim...
Lodeiro’nun atılması maça ufak çapta bir heyecan yükledi ama Fransa hak etmediği bir dünya kupası maçında hak ettiği bir beraberlik aldı. Meksika maçından sonraki tahminim de bütün takımların ikinci maçlara birer puanla çıkacağı yönündeydi. Bu grubun son maçlara kadar aktif kalacağına çok seviniyorum. Hüzünlü bir kaybedişe rast gelebiliriz.
Neyse, Fransa’da Malouda, dinaminik Valbuena ve Götten motor Clichy oynamazsa ilk turda elenebilirler.

Forlan’a kükürtlü sabun, Domenech’e de tırnak makası hediye ederse bir ıtriyat firması sevinirim…

Harry Kewell - John Travolta

Related Posts with Thumbnails