Hangisi Geri Gelmeli?

19 Mart 2010 Cuma

Son 100 Hafta Puan Durumu

BEŞİKTAŞ

204

GALATASARAY

201

FENERBAHÇE

197

SİVASSPOR

170

TRABZONSPOR

170

BURSASPOR

159

KAYSERİSPOR

155

GAZİANTEPSPOR

131

BÜYÜKŞEHİR

117

GENÇLERBİRLİĞİ

115

MKE ANKARAGÜCÜ

115

DENİZLİSPOR

110
















İlk 12 takım...

Stadyumlara Tuvalet Kağıdı ve Balon da Sokmayın





Uyaralım da....

01 Mart 2010 Pazartesi

Gerçek Kasap!


Futbol için canını hiçe sayan tüm güzel adamlara...

Nüans...

Halayığın her tarafına elini koyup muayene ediyordu. Halayıktan hikâye yolu ile dostların ahvalini sormakta idi. Kız, bütün sırlarını hekime açıkça söylemekte, kendi durağından, efendilerinden, şehrinden ve şehrinin dışından bahsetmekteydi.
Hekim kızın anlatmasına kulak vermekte, nabzına ve nabzının atmasına dikkat etmekte idi. Nabzı kimin adı anılınca atarsa cihanda gönlünün istediği odur(diyordu). Memleketinde ki dostlarını saydı, döktü.
Ondan sonra diğer bir memleketi andı. Memleketinden çıkınca en evvel hangi memlekette bulundun? dedi. Kız bir şehrin adını söyleyip geçti. Fakat yüzünün rengi nabzının atması başkalaşmadı. Efendileri ve şehirleri birer birer saydı; o yerleri, yurtları, oralarda geçirdiği zamanları, tuz, ekmek yediği kişileri tekrar söyledi. Şehir şehir, ev ev saydı döktü, kızın ne damarı oynadı, ne çehresi sarardı.
Hekim şeker gibi Semerkand şehrini soruncaya kadar kızın nabzı tabii haldeydi fazla atmıyordu. Semerkand’ı sorunca nabzı attı, çehresi kızardı, sarardı. Çünkü o, Semerkandlı bir kuyumcudan ayrılmıştı. O hekim, hastadan bu sırrı elde edip o dert ve belanın aslına erişince: Onun semti hangi mahallede? diye sordu. Kız, köprübaşında, Gatfer mahallesinde dedi.
Hekim, hastalığının ne olduğunu hemen anladım. Seni tedavi hususunda sihirler göstereceğim; sevin, ilişik etme, emin ol ki yağmur çimenlere ne yaparsa ben de sana onu yapacağım; ben, senin gamını çekmekteyim, sen gam yeme; ben sana yüz babadan daha şefkatliyim; aman, sakın ha, bu sırrı kimseye söyleme; padişah senden bunu ne kadar sorup soruştursa yine sakla; sırların gönülde gizli kalırsa o muradın çabucak hâsıl olur; dedi.


Mevlana

-------------------------------------------------------------------------------------

SEKTE-İ KALP

Küçükken söylenen
Mersiyelerden
Kulağıma kalan
"Her kalp atışında
Ölüyor onlarca
İnsan"
Seni sevemeyişim
Ondan
O eski korkumdan

LEVENT KÖMÜRKARA-1999-İSTANBUL



Tepedeki metini okuduktan sonra yukarıdakini yazmış eski Levent.
Bir de not düşmüş:
Önemli olan yazılmışı bir adım ileri götürmek belki de günümüzdeki okuyucu için kısaltmak. Konsantre etmektir materyalist dünyanın anlayacağı biçimde biraz da tatlandırmak. Kendileri safran gibi çoğaltacak dediği yerde...

Hainler...

Almanya'da doğup seçmeyenler, başka ülkede doğup Almanya'yı seçenler

Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

28 Şubat 2010 Pazar

Hayat Detaydır

video
Gol sayılmadı ama o gole giden ilaveyi maç esnasında bir halt olabilir diye kayıt etmiştim. Gökhan, Ekrem'in ısrarlı bir şekilde gösterdiği üzere karşıdan çıksa bu tartışmalar hiç yaşanmayacaktı. Ekrem'in gösterdiği yerden çıksa zaman başka şekilde kırılacak İBB golünü bulamayacaktı ama bizim derdimiz poüler deyimle "karma"dır...

24 Şubat 2010 Çarşamba

Gerizecacau...

Gol attın da maç boyu harcadıklarına ne demeli; bir de hakemin son düdüğüyle kollarını kaldırıyorsun. Neye seviniyorsun. Alt mı oynadın?

Fuat Akdağ 21 Yıl Evvel


Dün gece "bir rakamı" yüzünden 2 haftalık emeğim boşa gitti. Elde olmayan şartlardan ötürü sözümüz tutulmadı. Okuyanlara karşı mahcubuz. Belki bu nostalji affettirişe yardımcı olur...

23 Şubat 2010 Salı

Wenger'de Arif Korkusu

Monaco maçı öncesi Wenger, Arif Erdem'in teatrel nedeniyle açıklama yapmak zorunda kalıyor...
Bugünü ortak paydada buluşmuş iki kişiye ayıracağız. İlki Milliyet arşivinden olsa da günün sonuna doğru kurguladığım kısa bir detayı okuyabilirsiniz.

22 Şubat 2010 Pazartesi

22.02.2010 Fenerbahçe-Bursaspor



Bursaspor lig, Fenerbahçe Ziraat Kupası şampiyonu olmayacaksa iki müsabıkın 2009-10 sezonunu ilgilendiren son maçını izledik. Fenerbahçe klasik düzeni olan 4-4-1-1 ile diziliyken Bursaspor, Denizlispor’un ikinci yarının başında Fenerbahçe’ye karşı oynadığına benzer bir düzendeydi. 4-2-4 açık bir şekilde belli olmasa da gerek Volkan Şen gerek de Ozan İpek beklerine karşı yardımsever olmadıkları için 4-4-2 dizilişini uygun görmüyorum. 4-4-1-1 ise Batalla’nın Turgay’la yan yana oynamasından ötürü pek anlam ifade etmiyor. Batalla’nın Turgay’ın arkasındaki kısa süresi Ömer Erdoğan’ın başına aldığı darbe sonucu saha kenarında tedavi görmesiyle önünde oynayanların bir geri kaymasıyla sağlandı. Beklerde ise Trabzon maçında arka direkte uyumasından ötürü Keçeli-Yenal değişikliğini gördük ve belki de Ertuğrul Sağlam’ın maç evveli planlarındaki en büyük eksiklik buradan kaynaklanıyordu. Zaten iki takımın da hücum bekleriyle zirveye tırmandığını biliyoruz. Hücum becerisi Keçeli kadar kafi olamayan Yenal, karşısında temposunu bulamamış Özer varken bile ileriye destek çıkamadı. Tabii ki hücum becerisi yeterli olan Ali Tandoğan’ın da önündeki Volkan Şen’e yardım edemeyerek takımının hücum opsiyonlarını arttıramadığı da diğer bir gerçek. Özür olarak sunabileceği şey Andre Clarindo dos Santos’un Vederson’la uyumlu görüntüsüydü. Alex’İn golünde defansif orta sahaları Cristian’ın pasıyla paralize olunca İbrahim, Alex’in peşinden koşmak zorunda kaldı ve ilk yarıdaki tek hatası gole çevrildi. Bursaspor da Gökhan Gönül’ün atağa kalktığında topu kaptırması sonucu Batalla’nın geçen haftaki kafasını bir kez de Fenerbahçe’ye tattırdı. Bu adam da çekirge büyüsü var ve Afrika tecrübesiyle Muhsin Ertuğral da çare olamazsa bu yaraya, ülkem savunmalarına yeni bir Jaba buhranı hayırlı olsun deriz. İlk yarının son 15 dakikası ve ikinci yarının ilk 5 dakikası gayet rahatlıkla atılabilir. Önder Turacı’nın sağ beke çakılı kalmasıyla görünürde dörtlü ama içgüdüsel olarak üçlü savunmaya denk geldik. Fenerbahçe’nin savunmasının simetrisinde ise zaten maç boyu kanlı başından ötürü hemzeminden kombine alan Ömer Erdoğan yüzünden ceza sahası ve havalisini tek başına koruyan İbrahim Öztürk’ün zaman ilerledikçe uzmanlaşması durumu eşitliyordu. Sonrasında maç yıldızlığına ortak bir adam çıkartıyordu Bursaspor. Nazarımda Sercan’dan bile daha yararlı bir adam olan Ozan İpek sahneye çıkıyor ve Baroni yansımalı bir gol atıyordu. Daha sonra nafile baskılarını kurgulasalar da yine bir Baroni hatasıyla 3. gol ve Bursaspor, Galatasaray’dan sonra 2-0’dan maçı kendi lehine çeviren ikinci takım oluyordu.

Avrupa Ligi Seyirci Ortalamalarına Dair


Uefa Avrupa Ligi taraftarlar tarafından kıtanın tamamında gösterilen ilgiyle, geçen sene UEFA Kupası adıyla düzenlenen turnuvanın aynı eleme turuna göre, cirosunu büyük ölçüde arttırmıştır.

Tribündeki izleyici sayılarının ortalaması geçen seneye nazaran maç başına 5000 kişilik bir artış göstermiştir. 16 maçın oynandığı turnuvanın bu aşamasında ilk ayak maçlarında 26,953’lük bir ortalama yakalanmıştır ve geçen sene bunun 21,512’de kaldığını görmekteyiz.

2008/09 sezonunda ilk ayak maçlarında en çok seyirciyi Aston Villa 38,038 ile CSKA Moskova karşısında tribünlere çekebilmişti. Bu sezon ise üç mekânda daha şimdiden 40,000 kişinin üstüne çıkıldı.

Turnikelerin en çok çalıştığı yer Atina’daki Olimpiyat Stadyumu oldu. Pana-Roma arasındaki maçı tam 54,274 kişi seyretti. Bu karşılaşmayı 51,736 ile Ajax-Juventus ve 40,450 kişiyle Liverpool-Unirea maçları takip etmiştir. Bilbao ve Hamburg’da da 30,000’den fazla insan koltuklarındaki yerlerini aldı.

Seyirci patlamasının sonucunda ortaya çıkan tablo 16 stadyumun kapasitelerinin yüzde 68.6’sının dolduğunu göstermektedir. Geçen sezon doluluk oranı yüzde 66.8 idi. Seyirci sayısındaki büyük sıçrayış hem Avrupa’daki futbol takipçilerinin tasdikini belirtirken hem de turnuva organizatörlerinin yüreklenmesine kaynak oluşturmaktadır.

Buraya kadar UEFA’nın yaptığı haberi birebir aktardım. UEFA’nın bu verileri kendine yontup yontmadığına bakacağız. Çünkü 16 maçın toplamına baktığımızda 80,000 kişinin daha stadyumlara akın ettiği görülüyor ama bunun ne kadarı doğru. Öncelikle geçen dönem 16 maçın oynandığı eleme turunun ilk ayağındaki takımların toplam stadyum kapasitelerini çıkardım. 2008-09 sezonunda 16 stadyumun toplam koltuk kapasitesi 525,414 idi.

Takım

Stadyum

Kapasite

Uefa Ortalaması

Marsilya

Vélodrome

60,031

40,000

PSG

Parc des Princes

48,713

25,875

Fiorentina

Artemio Franchi

47,282

19,018

Aston Villa

Villa Park

42,788

32,681

Werder Bremen

Weserstadion

42,358

33,134

FC Kopenhag

Parken

38,050

20,967

Sampdoria

Luigi Ferraris

36,536

15,886

Bordeaux

Chaban-Delmas

34,462

22,243

Olympiakos

Georgios Karaiskakis

33,334

32,371

Braga

Estádio Municipal de Braga

30,154

10,142

Shakhtar

RSC Olimpiyskiy

26,100

25,000

Lech Poznan

Miejski

24,166

19,689

Zenit

Petrovsky

21,570

18,543

Dinamo Kiev

Valeriy Lobanovskiy

16,900

16,873

NEC

De Goffert

12,470

12,312

Aalborg

Aalborg

10,500

9,362



525,414

354,096

2008-09 Sezonu

Ülke

Takım Sayısı

Fransa

3

Danimarka

2

Ukrayna

2

İtalya

2

İngiltere

1

Hollanda

1

Almanya

1

Rusya

1

Yunanistan

1

Portekiz

1

Polonya

1

Bu sezon ise 655286 boş koltuktan bahsedebiliriz.

Takım

Stadyum

Kapasite

Uefa Ortalaması*

Hertha Berlin

Olympiastadion

74,500

13,668

Panathinaikos

OACA Spiros Louis

71,030

32,512

Hamburg

Hamburg Arena

57,274

40,247

Atletico Madrid

Vicente Calderon

54,851

33,629

Ajax

Amsterdam Arena

52,328

30,929

Liverpool

Anfield

45,276

41,339

Everton

Goodison Park

40,157

26,344

Athletic Bilbao

San Mames

39,750

31,667

FC Kopenhag

Parken

38,050

16,072

Standard Liege

Maurice Dufrasne

30,143

24,715

Rubin Kazan

Centralniy

30,000

23,818

Club Brugge

Jan Breydel

29,042

22,524

Fulham

Craven Cottage

25,700

21,088

Villarreal

El Madrigal

25,000

9,500

Twente

FC Twente

24,000

21,133

Lille

Lille Métropole

18,185

15,511



655,286

404,696

2009-10 Sezonu

Ülke

Takım Sayısı

İspanya

3

İngiltere

3

Hollanda

2

Belçika

2

Almanya

2

Rusya

1

Danimarka

1

Yunanistan

1

Fransa

1

Uefa’nın gösterdiği maç başına ortalama 5,000 kişilik(toplamda 431,248 kişi maça gitmiştir) yükselişin koltuk kapasitesinden kaynaklandığı apaçık görülüyor ama asıl veri olan yüzdedeki artışın nedenlerinin başında İspanya, İngiltere, Belçika, Hollanda ve Almanya(Hertha 13,684 seyirciyle bozsa da) takımlarının 10 tanesinin bu yılki tabloda kendine yer bulması geliyor. Bu ülke takımlarının stadyumlarını 2008-09 sezonunda yer alan ülkelerden daha fazla doldurduklarını (seyirci/koltuk kapasitesi) düşündüğümüzde(özellikle İtalyan ve Fransız kulüpleri geçen seneki görece düşük ortalamanın faktörüdür) UEFA’nın yaklaşık yüzde 2’lik artışının bile çok gerçekçi olmadığını düşünüyorum(%68.6-%66.8). Geçen seneki seyirci ortalamalarına göre artış sadece Şampiyonlar Ligi’nde olmuştur(takımların değişmediğini varsayarak daha doğru saptamada bulunabiliyorum). UEFA’nın Avrupa Ligi’ne atfen yaptığı seyirci patlaması tabiri çok da gerçekçi değil gibi gözüküyor. Tek değişmez veri olarak FC Kopenhag’ın bu seneki ve geçen seneki verileri de karşılaştırılabilir.

*Son oynanan maçtaki seyirci sayısı değildir.


21 Şubat 2010 Pazar

21.02.2010 Beşiktaş-Galatasaray


Kimse bana Nobre golcü dedirtemez ama şu bir hakikat ki adam 18 içerisinde karmaşanın efendisi…
İki takım da 4-2-3-1 düzeniyle başladı. Galatasaray’da kendi adıma şaşırdığım olay Özbek’in Mustafa Sarp yerine sahaya çıkmasıydı. Galatasaray’ın en ciddi pozisyonunda son vuruşu yapan kişi Özbek de olsa Sarp’ın natürel golcüsü olmayan takımda duran toplardan gelebilecek tehlikelerde artı değer yaratma şansı elinden alınmıştı. Holosko’nun Nobre’ye yakın bir pozisyon almasından ötürü Galatasaraylılar karargâhı sol kanata kurdu. Caner, Arda ve Elano’nun toplandığı bölgenin yıldızı Elano idi. Beşiktaş’ın ham ataklarının sağ-sol kanat fark etmeksizin Mehmet Topal müdahaleleriyle kurutulması ve Güngör-Neill ikilisindeki ısrar Galatasaray’ın defansif artılarıydı.
Denizli başınızdayken rakip takım hakkında daha isabetli tahminlerde bulunabiliyorsunuz. Her ne kadar beklediğimiz on biri görmesek de Beşiktaş uzun bir aradan sonra ilk yarıyı müsvedde olarak kullanmadı. Hatta son 15 dakika Gençlerbirliği maç sonunun karbon kopyasıydı. Etken olarak da Ekrem Dağ ve Holosko’nun anlık performans yükselmesinden söz edebiliriz. Denizli de Yanal gibi duran topların sıklığını düşünmüş olacak ki Tello’nun hiç değilse bu becerisinden faydalanmayı düşünmesi altı pas içerisinde yeteri derecede karmaşa yaratabildi. Kornerler ardı savunmaya dönmeyen Sivok ve Ferrari de eşleşmelerde sıkıntı yarattı. Bunları da ya şans ya da savunma becerisi savuşturabildi. Holosko’nun meşhur pozisyonundan evvel ofsayt olabileceğini düşündüğümden gol veya gol değil diyerek ahkam kesmeyeceğim.
İkinci yarı öncesi Beşiktaş soyunma odasında "spor yapmalarından" mütevellit endorfin salgılandığını düşünmekteyim zira 35 dakikalık rezaletin adını koyamıyorum. Bir de Toramax’ın sorumsuzca hareketi nedeniyle beynimdeki kan trambolin kullanmaya başladı. Jo da girince kaba etlerini taç çizgisine dayayan Arda’nın rahatlığa kavuşması ve Jo’dan düşen kırıntıları ceza sahası çevresinde toplayarak izleyenleri gole doyurması hiç sürpriz değildi. Nasıl geçen hafta Rüştü’yü savunduysak bu hafta da kendisine batıralım iğnemizi. Başına en beklenmedik şeyleri açan bir adamın ayağına top geldiğinde neden ama neden teyakkuz halinde olmazsın. Gol ardından gelen Arda sakatlığı ve Elano değişikliği Beşiktaş’ın baskılı gözükmesine neden oldu ve ilk yarıda başarılamayan hadise Sivok’la halledildi. Galatasaray’ın bundan sonra yine istediğini alabilecek kapasiteye çıkma çabasına sahadaki ayakların becerisi yetmedi ve ligdeki bir puan daha buharlaştı.

Süper Kahraman Yılmaz Vural...

Yorumsuz

Beşiktaş Nasıl Gol Atabilir?










Hem hayalimizdeki kadroları vermiş olalım hem de Rijkaard'ın bu ofsayt kuralından nefret etmesine dayanan sanal bir gol çizelim...

Galatasaray A.Ş. !



Satış taktikleri çok garip geldiğinden son resimdeki yazıda unuttukları oval içindeki ekleme benden...
Futbol Bloglarini Takip Edin