9 Şubat 2012 Perşembe

Winless Beşiktaş in Y.D. Era

4 maç olmuş 1 puan, galibiyet yok. Beşiktaş’ın son 20 yılında böyle 4 maç ve üzerinde galip gelememe serileri oldu. Ancak frekansın bir kişinin başkanlığında bu kadar artması oldukça düşündürücü. Son 20 yıl dedik o zaman en geriden başlayalım.
1995-96 sezonunda üst üste 5 mağlubiyet

2001-02 sezonunda üst üste 4 maçta 3 mağlubiyet 1 beraberlik

2003-04 sezonunda üst üste 6 maçta 4 mağlubiyet 2 beraberlik

Y.D. Çağı başlıyor

2004-05 sezonunda üst üste 4 maçta 2 mağlubiyet 2 beraberlik

2005-06 sezonunda üst üste 4 maçta 3 mağlubiyet 1 beraberlik

2006-07 sezonunda üst üste 4 maçta 1 mağlubiyet 3 beraberlik

2009-10 sezonunda üst üste 4 maçta 2 mağlubiyet 2 beraberlik

2009-10 sezonunda üst üste 4 maçta 1 mağlubiyet 3 beraberlik

2010-11 sezonunda üst üste 4 maçta 3 mağlubiyet 1 beraberlik

2011-12 sezonunda üst üste 4 maçta 3 mağlubiyet 1 beraberlik

Not:Üst üste 3 maç herhangi bir galibiyet alınamaması listeye dahil edilmemiştir.

18 Ocak 2012 Çarşamba

Uyursan Kalırsın

Bu videoyu finallere hazırlanan üniversitelilere ithaf ediyorum.

7 Ocak 2012 Cumartesi

STSL Golcüleri Kaç Dakikada Bir Gol Buluyor?

Güncelleme:7 Ocak 2012-22:55
Şu ana kadar 5 ve üzerinde gol atanları  listeye aldım.

4 Ocak 2012 Çarşamba

30 Kasım 2011 Çarşamba

Bir zamanlar Alişan...

ne mahsun var ne ibo ne özcan ne izzet...Çıplak Vatandaş filminden

15 Kasım 2011 Salı

Burak Yılmaz'ın Ofsayta Düşmeyeceği Saha Önerileri


 İleri hattın sağında oynarlarsa Almeida da Inzaghi de faydalanır. 


 Burada ofsayta düşene bir değil direkt bir çift altın ayakkabı helaldir. Nobel matematik dalında da verilmeye başlanır.
Bu da kutu modelli bir saha. Rakiplerin vantuz tabanlı krampon giymediğini varsayarsak, yerçekimine karşı koymaları imkansız olacaktır. Burak bu sefer defansın arkasına sarkmaz da gerçekten arkadaşları tarafından orta çizgiden rakip sahaya sarkıtılır. Çivileme gol diye bir tanım ortaya çıkacaktır.


Bu biraz Dexter Morgan sahasına giriyor. Yan hakemler mevta oluyor. Yalnız ülkemde bu seviyede çakmak ve dolayısıyla onun hacminde gaz kullanırsa, Y.D. homo sapiensler yok olana kadar Beşiktaş'ı bırakmaz. 

14 Kasım 2011 Pazartesi

Türkiye-Cruzeiro Hattı

2009 yılında şöyle bir şey eklemiştim.  Melo ve Wagner de gelince takım tamamlandı. Türkiye'de oynamış Kuruzeyirolular...


2012=2014

Euro 2012 eleme gruplarında alınan puanları 2014 Brezilya elemelerine uygulayınca kimler gider kimler play-off sürecini bile yaşayamaz.

13 Kasım 2011 Pazar

Of, anne ya!


Burak Yılmaz'ın çocukluğunu mu yazdınız, be Bizim Yenge senaristleri. Komik sahne bu olsa gerek.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Farkınız Farkımız Olsaydı


Net bir cümle ile başlayalım. Oyun esnasında futbolcuları protesto etmenin bir halta yaramayacağına inananlardanım. Maç içi protestoların en fazla yaşandığı Beşiktaş’ı tutmak da bu düşünceme büyük katkı sağlıyor. İşin diğer tarafında ise daha büyük bir sorun yer alıyor. Futbolcuların davranışları.
Taraftardan girelim olaya. Bir Cansel-Alpay mevzusu vardı hatırlar mısınız? Cansel ile Alpay aşkı Televole’nin magazini elinde oyuncak ettiği dönemde alevlenmiştir. Belirli bir zaman aralığında tüm Türkiye’nin gündeminde artık bu olay vardır. Alpay o yıllarda Beşiktaş’ta oynamaktadır. Diğer takım taraftarlarından neler duymaya başlarız. Şaşırtıcı olmayacak şekilde Cansel Özalan’ı merkeze alan küfürler. Yıllar yılları kovalar Alpay, Fadıl Akgündüz’ün adımlarına basa basa Fenerbahçe’ye transfer olur. Bu sefer o küfürleri kim eder. Cevap vermeniz bile gereksiz, sıra Beşiktaş tribünlerindedir. Sonra Jardel’in karısı rakip tribünlere malzeme olur, eş zamanlı olarak da Fenerbahçeli bir futbolcunun eşinin fotoları tribünde gezer. Bazen binlerce kişilik bir koro bunu söyler bazen de birkaç adam bunu söyler. İBB taraftarını bir kenara alırsak tribünlerin mayasında can alıcı yerlere dokunmak vardır. Kah adam nefret ediyordur kah oyuncunun performansı berbattır. Dokunmak için cinsiyet uzuvları gerekmez, beyin kıvrımları da yeterli olabilir. Dün gece, Volkan’a o hareketlerinden veya o sözlerinden evvel toplu küfrü duyamadım. Bireysel küfürlerin olduğuna eminim ama o stadyumda güvenlik görevlisi korkuluk vazifesinde midir? Meşhur yasa çıkmadı mı? İstese o adamı süründürür. Süründür de süründür de yüreği elvermiyor. Belki de geçen sezon o şişeyi kendisine atan adam kodaman. Hadi için elversin bu sefer, yasa da arkanda süründür o adamları ama Volkan TRTArgo’nun sağ alt köşesinde açılan kutunun içindeki yerini garantileyecek harf öbeğini sarf ediyor. Devrin değiştiğini bilmiyor. En uç tahminde bulunalım. O küfürleri televizyonda izleyip stadyumda bulunan hayal kırıklığına uğramış kalabalığa kısa mesajlar gönderilmiş midir gönderilmemiş midir? Bu çağda karnından küfretsen, kameralara yakalandığında Japonya’daki vatandaşlar bile söver sana. İster istemez söver. Futbolcu ile tribündeki adamın bir tek cüzdan kalınlıkları birbirinden farklı, mayası ekseriyetle aynı. Alman Milli Takımı’nda olsan bile ettiğin küfür belli. Onu da içinden çıkartmazsın. Bireysel küfürlere cevap verdiğinde sana sövmeyenler bile üzerine alınır ve işin içinden çıkamazsın. Çünkü ahlakta farkınız farkımız değil. 
Ayhan’ın Beşiktaş ile yan pas yaptığı yıllar, iki hafta bir şey yapmadan biriktirdiğim parayı Göztepe maçına vermişim. Hayatımda ilk kez kapalı tribünde maç izleyeceğim. Bağırmayı sevmeyen bir grup olduğumuzdan eski açık tarafında kümelenmişiz. Birkaç gün sonra BJK-Karşıyaka basketbol maçı var. 3-5 Karşıyakalı da bizim tribüne gelmiş oda orkestrası kıvamında Göztepe’ye hayatımda duymadığım kelimeleri şakıyor. Maç başlıyor. Ahyan Pasman’a sövmüyorum bile zira o sıralarda (şimdi ise sadece kendime sövebiliyorum) ağzımdan arkadaşlarımın küfür bile duyduğunu sanmıyorum. Ertuğrul Sağlam gol atıyor. Hep beraber zıplıyoruz ama o ne. Ertuğrul Sağlam bizim bulunduğumuz yerin önüne geliyor. İşaret parmağını kaldırıyor ve ağzından karışık kuruşuk sözler dökülüyor. Sırt numarasına Ertuğrul’u eşitlemiş ben ve benden içeri bir hayal kırıklığına uğruyor. Hayatımda etmediğim kelimeler, hayallerle birlikte sahaya dökülüyor. Sonrasında Ertuğrul Sağlam elleriyle size demedim ona dedim diye bir hareket çekiyor. Bu olayın siniri daha sabitken orta taraf gol sevinci yaşadığından hadiseyi hiç fark edemiyor. Sonrasında basıyorlar bize kalayı. Tribünle bağım da o sahne ile kopuyor. Hayal ettiğim her figür tuzla buz oluyor. Ertesi gün Akşam gazetesinde Kazım Kanat ne diyor? Ertuğrul Sağlam taraftara o hareketleri yapmamalıydı. Bir hikayenin kaç boyutunun olabileceğini buradan öğreniyorum ve soru Ertuğrul Sağlam önceden bilendiği adama küfretmese ne olurdu? Ben küfreder miydim, tribünlerin ortası bize sataşır mıydı, Kazım Kanat Ertuğrul Sağlam’ı suçlar mıydı?
Rıdvan Dilmen’i de futbolcu arkadaşlarının dar zamanlarında onların yardımına koşan bir olarak hatırlamak istiyorum. Manipülasyon bu çağda sökmüyor. Sonra kendisini ilk kez izleyen biri “Şu konuşan da iyi yorumcuymuş” diyebilir.

11 Kasım 2011 Cuma

Türkiye'ye En Çok Gol Atan Hırvat

Türkiye A Milli Futbol Takımı'na en çok gol atmış Hırvat epeyce eskide kalıyor. II. Dünya savaşı ertesine gidiyoruz ama Eduardo Hırvat sayıldığından Yugoslavya Milli Takımı'ndan bir Hırvat bulup onun hakkında yazmaktan başka çare de yoktu.

Stjepan Bobek 3 Aralık 1923’te Zagrep’te doğar. Futbola biraz hileyle başlamıştır. Bizde yaş küçültme hadiseleri yaygınken, Bobek abisinin lisansını kendisininmiş gibi gösterip 12 yaşında* alt liglerde boy gösterir. İkinci Dünya Savaşı biter bitmez Partizan’da oynamaya başlar. Partizanlılar’a göre 471 maçta 417 gol atmıştır. Bu da Partizan kulübü tarafından gelmiş geçmiş en iyi oyuncu seçilmesinin tek sebebi oluyor. Kulüple 14 yılda iki lig dört de kupa şampiyonluğu yaşıyor. 1945 ve 1954’te gol kralı oluyor.* *

Bize karşı ilk golünü 5 Ağustos 1948’de Londra Olimpiyatları’nda bulmuştur. Maçı 3-1 kaybetmişizdir. İkinci maç 17 Ekim 1954’te Sarajevo’dadır. Sol iç olarak başlar defansımızın arasından sıyrılır ve Turgay Şeren’in tereddütlü davranmasından dolayı ilk golü yeriz. İkinci golünü 30 metreden ağlarımıza bırakmıştır. 73. dakikada milli takımımıza son golünü atar Bobek. Aslında bu gol Milli Takımlar’daki de son golüdür. Yugoslavya’nın bir daha Voltran oluşturmayacağını düşünürsek de Bobek’in Yugoslavya’nın en çok gol atan futbolcusu olmasında bizim de büyük payımız vardır.(38 gol)

Sonrasında döviz kaçakçılığından 7 aya mahkumdur ama cezası ertelenir. 1960’ların sonunda adı Galatasaray ile anılsa da 1970’de Altaylı’dır. 85,000 liraya anlaşmışlardır. Türkiye’de ise ancak 1 ay kalabilir. Altay 4 maçta 2 puan toplamış ve ligde 14. sıradadır. Ayrılış nedeni ise başarısızlıktan ziyade hasta olan eşinin yanında olmak istemesidir. Neticede Bobek ayrılır; sonrasında Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin transfer listesinde diye söylentiler çıkar ama bir daha ülkemize gelmez. Tunus’a gider bir kupa kazandırır. Vardar ve Zemun’u çalıştırdıktan sonra saha kenarından da ayrılır. 10 Ağustos 2010’da altıpas diptedir.

4 golü vardır Bobek'in bize, ikinci sırada ise 3 golle Zlatko Vujovic yer almaktadır.

*13 de olabilir. Kendi biyografisinde 12 demiş.
**Gündelikçinin notu= 417 gol atan bir adamın 14 yılda iki kez gol kralı olması garip ama Partizan’ın resmi verisi olduğu için en iyi ihtimal özel maçları da saydıklarını düşüneceğim
Kaynaklar: rsssf, youtube, partizan resmi sitesi, milliyet arşivi

Related Posts with Thumbnails