28 Aralık 2011 Çarşamba

Ama Benim Adım Siğnan Dalton

video
Sarı taksi boyandı,
Gelip de kapıya dayandı
Tam kaçıracağım o zaman,
Zalım da anası uyandı

Ama benim adım Siğnan Dalton,
Ben gezerim balkon balkon
Gelir de koynuna girerim ama,
Atkımı dolarım boynuna

Aha benim adım Siğnan Dalton,
Ben gezerim balkon balkon
Gelir de koynuna girerim ama,
Atkımı dolarım boynuna

Lacivert taksi hızlandı,
Çelik de jantlar tozlandı
Kara Kartalı görünce,
Nazım nazım nazlandı

Ama benim adım Siğnan Dalton,
Ben gezerim balkon balkon
Gelir de koynuna girerim ama,
Atkımı dolarım boynuna

Aha benim adım Siğnan Dalton,

Ben gezerim balkon balkon

Gelir de koynuna girerim ama,
Atkımı dolarım boynuna


30 Kasım 2011 Çarşamba

Bir zamanlar Alişan...

ne mahsun var ne ibo ne özcan ne izzet...Çıplak Vatandaş filminden

15 Kasım 2011 Salı

Burak Yılmaz'ın Ofsayta Düşmeyeceği Saha Önerileri


 İleri hattın sağında oynarlarsa Almeida da Inzaghi de faydalanır. 


 Burada ofsayta düşene bir değil direkt bir çift altın ayakkabı helaldir. Nobel matematik dalında da verilmeye başlanır.
Bu da kutu modelli bir saha. Rakiplerin vantuz tabanlı krampon giymediğini varsayarsak, yerçekimine karşı koymaları imkansız olacaktır. Burak bu sefer defansın arkasına sarkmaz da gerçekten arkadaşları tarafından orta çizgiden rakip sahaya sarkıtılır. Çivileme gol diye bir tanım ortaya çıkacaktır.


Bu biraz Dexter Morgan sahasına giriyor. Yan hakemler mevta oluyor. Yalnız ülkemde bu seviyede çakmak ve dolayısıyla onun hacminde gaz kullanırsa, Y.D. homo sapiensler yok olana kadar Beşiktaş'ı bırakmaz. 

14 Kasım 2011 Pazartesi

Türkiye-Cruzeiro Hattı

2009 yılında şöyle bir şey eklemiştim.  Melo ve Wagner de gelince takım tamamlandı. Türkiye'de oynamış Kuruzeyirolular...


Sabri mi Furkan mı?

Dijital Binyıl Telif Hakkı Yasası'na (DMCA) göre blogunuzdaki bazı içeriklerin başkalarının telif haklarını ihlal ettiği iddiası Blogger'a bildirildi. Bu nedenle söz konusu yayınları \"taslak\" durumuna aldık. (Bunu yapmamamız, özelliklerine bakılmaksızın telif hakkı ihlali iddiasına maruz kalmamıza neden olur. Hak ihlalinde bulunduğu iddia edilen yayınların URL'lerini bu iletinin sonunda bulabilirsiniz.) Bu da, yayınınızın ve ilgili resimlerin, bağlantıların veya diğer içeriklerin yok olmadığı anlamına gelir. Söz konusu içeriği kaldırmak üzere yayını düzenleyebilir ve yeniden yayınlayabilirsiniz. Bu durumda okuyucularınız ilgili yayını yeniden görebilir. Bilgilendirme: DMCA, telif hakkı ihlali durumunda çevrimiçi hizmet sağlayıcı yükümlülüğüne ilişkin yönergeler sağlayan bir ABD telif hakkı yasasıdır. Burada söz konusu olan içeriği yayınlama hakkınızın olduğunu düşünüyorsanız karşı bildirimde bulunabilirsiniz. Karşı bildirimde bulunmak dahil olmak üzere DMCA politikamız hakkında daha fazla bilgi için lütfen http://www.google.com/dmca.html adresini ziyaret edin. Aldığımız bildirim, kişisel olarak tanımlayabilecek bilgiler kaldırılmış olarak Chilling Effects (http://www.chillingeffects.org) hizmeti tarafından çevrimiçi olarak yayınlanacaktır. Bu işlemi DMCA uyarınca gerçekleştiriyoruz. http://www.chillingeffects.org/search.cgi adresindeki Chilling Effects arama sayfasına giderek ve kaldırılan blog yayınının URL'sini girerek içeriğinizin kaldırılmasıyla ilişkili DMCA bildirimini arayabilirsiniz. Söz konusu içeriği kaldırmadan yayını yeniden yayınladığınız bize bildirilirse yayını siler ve bunu sizin tarafınızdan gerçekleştirilmiş bir hak ihlali olarak sayarız. Hizmet Şartlarımızın yinelemeli olarak ihlal edilmesi, hesabınıza karşı alınacak, blogunuzun silinmesi ve/veya hesabınızın sonlandırılması gibi daha ileri derecede düzeltici önlemlerle sonuçlanabilir. Bu bildirimle ilgili yasal konularda sorularınız varsa kendi yasal danışmanınızdan bilgi almanız gerekir. Saygılarımızla, Blogger Ekibi Etkilenen URL'ler: [http://futbolsuzyapamam.blogspot.com/2011/11/sabri-mi-furkan-m.html]

2012=2014

Euro 2012 eleme gruplarında alınan puanları 2014 Brezilya elemelerine uygulayınca kimler gider kimler play-off sürecini bile yaşayamaz.

13 Kasım 2011 Pazar

Of, anne ya!

video

Burak Yılmaz'ın çocukluğunu mu yazdınız, be Bizim Yenge senaristleri. Komik sahne bu olsa gerek.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Farkınız Farkımız Olsaydı


Net bir cümle ile başlayalım. Oyun esnasında futbolcuları protesto etmenin bir halta yaramayacağına inananlardanım. Maç içi protestoların en fazla yaşandığı Beşiktaş’ı tutmak da bu düşünceme büyük katkı sağlıyor. İşin diğer tarafında ise daha büyük bir sorun yer alıyor. Futbolcuların davranışları.
Taraftardan girelim olaya. Bir Cansel-Alpay mevzusu vardı hatırlar mısınız? Cansel ile Alpay aşkı Televole’nin magazini elinde oyuncak ettiği dönemde alevlenmiştir. Belirli bir zaman aralığında tüm Türkiye’nin gündeminde artık bu olay vardır. Alpay o yıllarda Beşiktaş’ta oynamaktadır. Diğer takım taraftarlarından neler duymaya başlarız. Şaşırtıcı olmayacak şekilde Cansel Özalan’ı merkeze alan küfürler. Yıllar yılları kovalar Alpay, Fadıl Akgündüz’ün adımlarına basa basa Fenerbahçe’ye transfer olur. Bu sefer o küfürleri kim eder. Cevap vermeniz bile gereksiz, sıra Beşiktaş tribünlerindedir. Sonra Jardel’in karısı rakip tribünlere malzeme olur, eş zamanlı olarak da Fenerbahçeli bir futbolcunun eşinin fotoları tribünde gezer. Bazen binlerce kişilik bir koro bunu söyler bazen de birkaç adam bunu söyler. İBB taraftarını bir kenara alırsak tribünlerin mayasında can alıcı yerlere dokunmak vardır. Kah adam nefret ediyordur kah oyuncunun performansı berbattır. Dokunmak için cinsiyet uzuvları gerekmez, beyin kıvrımları da yeterli olabilir. Dün gece, Volkan’a o hareketlerinden veya o sözlerinden evvel toplu küfrü duyamadım. Bireysel küfürlerin olduğuna eminim ama o stadyumda güvenlik görevlisi korkuluk vazifesinde midir? Meşhur yasa çıkmadı mı? İstese o adamı süründürür. Süründür de süründür de yüreği elvermiyor. Belki de geçen sezon o şişeyi kendisine atan adam kodaman. Hadi için elversin bu sefer, yasa da arkanda süründür o adamları ama Volkan TRTArgo’nun sağ alt köşesinde açılan kutunun içindeki yerini garantileyecek harf öbeğini sarf ediyor. Devrin değiştiğini bilmiyor. En uç tahminde bulunalım. O küfürleri televizyonda izleyip stadyumda bulunan hayal kırıklığına uğramış kalabalığa kısa mesajlar gönderilmiş midir gönderilmemiş midir? Bu çağda karnından küfretsen, kameralara yakalandığında Japonya’daki vatandaşlar bile söver sana. İster istemez söver. Futbolcu ile tribündeki adamın bir tek cüzdan kalınlıkları birbirinden farklı, mayası ekseriyetle aynı. Alman Milli Takımı’nda olsan bile ettiğin küfür belli. Onu da içinden çıkartmazsın. Bireysel küfürlere cevap verdiğinde sana sövmeyenler bile üzerine alınır ve işin içinden çıkamazsın. Çünkü ahlakta farkınız farkımız değil. 
Ayhan’ın Beşiktaş ile yan pas yaptığı yıllar, iki hafta bir şey yapmadan biriktirdiğim parayı Göztepe maçına vermişim. Hayatımda ilk kez kapalı tribünde maç izleyeceğim. Bağırmayı sevmeyen bir grup olduğumuzdan eski açık tarafında kümelenmişiz. Birkaç gün sonra BJK-Karşıyaka basketbol maçı var. 3-5 Karşıyakalı da bizim tribüne gelmiş oda orkestrası kıvamında Göztepe’ye hayatımda duymadığım kelimeleri şakıyor. Maç başlıyor. Ahyan Pasman’a sövmüyorum bile zira o sıralarda (şimdi ise sadece kendime sövebiliyorum) ağzımdan arkadaşlarımın küfür bile duyduğunu sanmıyorum. Ertuğrul Sağlam gol atıyor. Hep beraber zıplıyoruz ama o ne. Ertuğrul Sağlam bizim bulunduğumuz yerin önüne geliyor. İşaret parmağını kaldırıyor ve ağzından karışık kuruşuk sözler dökülüyor. Sırt numarasına Ertuğrul’u eşitlemiş ben ve benden içeri bir hayal kırıklığına uğruyor. Hayatımda etmediğim kelimeler, hayallerle birlikte sahaya dökülüyor. Sonrasında Ertuğrul Sağlam elleriyle size demedim ona dedim diye bir hareket çekiyor. Bu olayın siniri daha sabitken orta taraf gol sevinci yaşadığından hadiseyi hiç fark edemiyor. Sonrasında basıyorlar bize kalayı. Tribünle bağım da o sahne ile kopuyor. Hayal ettiğim her figür tuzla buz oluyor. Ertesi gün Akşam gazetesinde Kazım Kanat ne diyor? Ertuğrul Sağlam taraftara o hareketleri yapmamalıydı. Bir hikayenin kaç boyutunun olabileceğini buradan öğreniyorum ve soru Ertuğrul Sağlam önceden bilendiği adama küfretmese ne olurdu? Ben küfreder miydim, tribünlerin ortası bize sataşır mıydı, Kazım Kanat Ertuğrul Sağlam’ı suçlar mıydı?
Rıdvan Dilmen’i de futbolcu arkadaşlarının dar zamanlarında onların yardımına koşan bir olarak hatırlamak istiyorum. Manipülasyon bu çağda sökmüyor. Sonra kendisini ilk kez izleyen biri “Şu konuşan da iyi yorumcuymuş” diyebilir.

11 Kasım 2011 Cuma

Türkiye'ye En Çok Gol Atan Hırvat

Türkiye A Milli Futbol Takımı'na en çok gol atmış Hırvat epeyce eskide kalıyor. II. Dünya savaşı ertesine gidiyoruz ama Eduardo Hırvat sayıldığından Yugoslavya Milli Takımı'ndan bir Hırvat bulup onun hakkında yazmaktan başka çare de yoktu.

Stjepan Bobek 3 Aralık 1923’te Zagrep’te doğar. Futbola biraz hileyle başlamıştır. Bizde yaş küçültme hadiseleri yaygınken, Bobek abisinin lisansını kendisininmiş gibi gösterip 12 yaşında* alt liglerde boy gösterir. İkinci Dünya Savaşı biter bitmez Partizan’da oynamaya başlar. Partizanlılar’a göre 471 maçta 417 gol atmıştır. Bu da Partizan kulübü tarafından gelmiş geçmiş en iyi oyuncu seçilmesinin tek sebebi oluyor. Kulüple 14 yılda iki lig dört de kupa şampiyonluğu yaşıyor. 1945 ve 1954’te gol kralı oluyor.* *

Bize karşı ilk golünü 5 Ağustos 1948’de Londra Olimpiyatları’nda bulmuştur. Maçı 3-1 kaybetmişizdir. İkinci maç 17 Ekim 1954’te Sarajevo’dadır. Sol iç olarak başlar defansımızın arasından sıyrılır ve Turgay Şeren’in tereddütlü davranmasından dolayı ilk golü yeriz. İkinci golünü 30 metreden ağlarımıza bırakmıştır. 73. dakikada milli takımımıza son golünü atar Bobek. Aslında bu gol Milli Takımlar’daki de son golüdür. Yugoslavya’nın bir daha Voltran oluşturmayacağını düşünürsek de Bobek’in Yugoslavya’nın en çok gol atan futbolcusu olmasında bizim de büyük payımız vardır.(38 gol)

Sonrasında döviz kaçakçılığından 7 aya mahkumdur ama cezası ertelenir. 1960’ların sonunda adı Galatasaray ile anılsa da 1970’de Altaylı’dır. 85,000 liraya anlaşmışlardır. Türkiye’de ise ancak 1 ay kalabilir. Altay 4 maçta 2 puan toplamış ve ligde 14. sıradadır. Ayrılış nedeni ise başarısızlıktan ziyade hasta olan eşinin yanında olmak istemesidir. Neticede Bobek ayrılır; sonrasında Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin transfer listesinde diye söylentiler çıkar ama bir daha ülkemize gelmez. Tunus’a gider bir kupa kazandırır. Vardar ve Zemun’u çalıştırdıktan sonra saha kenarından da ayrılır. 10 Ağustos 2010’da altıpas diptedir.

4 golü vardır Bobek'in bize, ikinci sırada ise 3 golle Zlatko Vujovic yer almaktadır.

*13 de olabilir. Kendi biyografisinde 12 demiş.
**Gündelikçinin notu= 417 gol atan bir adamın 14 yılda iki kez gol kralı olması garip ama Partizan’ın resmi verisi olduğu için en iyi ihtimal özel maçları da saydıklarını düşüneceğim
Kaynaklar: rsssf, youtube, partizan resmi sitesi, milliyet arşivi

10 Kasım 2011 Perşembe

Galatasaray'ı Kurtaran Erol Tolga Konuşuyor



video
Beşiktaş ve Galatasaray 31 Mayıs 1987 günü 35. hafta maçlarına çıkacaklardır. Puanlar 50-50'dir. Beşiktaş'ın averajı +39 iken Galatasaray'ın averajı +28'dir. Beşiktaş, Denizlispor önünde 1-0 öndedir ve gol Ali'den gelmiştir. Dakika 85'te Erol Tolga'nın resimdeki serbest vuruşu sonrasında Galatasaraylılar 36. haftayı beklemeden sokaklara dökülmüştür. 14 yıllık hasret bitmiştir. "21" programından konuşmayı kırptım, kendisinin sözlerinden o anı dinleyebilirsiniz.

Not=Golü ekleyecektim de garip bir montaj yapmışlar. Şöyle ki; maç Denizli-Beşiktaş arasında ama saha kenarına sanki 3. bir yedek kulübesi daha koymuşlar. Erol Tolga gol atıyor ancak devamında Galatasaray kulübesi hoplamaya başlıyor.

8 Kasım 2011 Salı

Aykut Amca Sen Çok Yaşa

video

Beşiktaşlı taraftarların Darülaceze'ye yaptığı bayram ziyaretinde mikrofonlara konuşan Aykut Amca'nın şovu

6 Kasım 2011 Pazar

Beşiktaş'a Portakal Sınırı Getirilsin!

RTÜK ile konuşulsun ve Beşiktaş'ın maçlarına portakal sınırı getirilsin. Portugal sınırı demiyorum direkt portakal sınırı diyorum. Gelecek nesillerin psikopat eğilimler göstermesinin önüne ancak böyle geçilebilir. 
Tatillerde yarı zamanlı obez olarak çalışmaktayım ve tabağıma yemek koymak için gittiğimde 2-0 öndeydik, sol üst köşedeki skor ile kaskatı kesilmişken yemeğin buharı imdadıma yetişti ve çözüldüm. Atarız diye umutluydum ve bir bardak su içip mutfaktan döndüğümde 2-3'lük bir skor. Sonra 2-4. Sigorta kapsamından çıkarılma sebebi olan bir takımız. Doğmadan önce de böyleydi doğduktan sonra da. Dünya Sağlık Örgütünce Be-sick-tas hastalığının tanınmasının arefesindeyiz.  Galiba biz doğuştan yanmışız...1+9+0+3=13

Avrupa Dönüşü Ligdeki Beşiktaş (2007-2012)

Detaylısı 2012 baharında eklenecektir. (Totem)



3 Kasım 2011 Perşembe

16 Ekim 2011 Pazar

Güzel İnsan

Beşiktaş-Kayserispor maçından

Maor Melikson



Bako-Orta saha oyuncusu 30 Ekim 1984’de İsrail-Yavne’de doğdu. Polonya vatandaşlığı da var.
Recep- Futbola Maccabi Yavne genç takımında başladı. Profesyonel olarak ilk maçını İsrail Üçüncü Ligi –Liga Alef-‘de Ironi Ramat HaSharon karşısında oynadı.
Kadir-Takımı sezon sonunda İsrail Dördüncü Ligi –Liga Bet-’e düşünce Beitar Jerusalem’e transfer oldu. Gökhan-B.J. ile 2005-2006 sezonu sonunda finansal konularda anlaşamayınca İsrail Prömiyer Ligi –Ligat ha’Al- şampiyonu Maccabi Haifa ile 3 yıllık kontrat imzaladı.
Ulvi-2007-2008 sezonu esnasında Hapoel Kfar Saba takımına bonservisi verildi.
Zeki- Hapoel Kfar Saba takımı İsrail İkinci Ligi-Liga Leumit-‘e düşünce o da yine takımı terk ederek 2008 Haziranı’nda Hapoel Be'er Sheva ile 5 yıllık bir anlaşmaya vardı. Burada kaptanlık görevini üstlendi.
Feyyaz-31 Ocak 2011’de Polonya ‘nın en üst ligi olan Ekstraklasa’ya transfer oldu. 4.5 yıllık sürecek bir kontrat imzaladı.
Rıza-İlk sezonunda şampiyonluk yaşadı. Yarı sezon oynamasına rağmen ligin çıkış yapan oyuncusu seçildi.*
Mehmet-İsrail Milli Takımı ile iki kez maça çıktı. İkisi de özel maçtı. İlk maçına 26 Mayıs 2010’da Uruguay karşında çıktı. 2. maçta İsrail Fildişi Sahili’ne 3-4 kaybederken takımına iki gol kazandırdı.
Ali-Geçtiğimiz ay (20 Eylül 2011) Polonya Futbol Federasyonu başkanı Grzegorz Lato Melikson’un Polonya Milli Takımı’nda oynama isteğinden söz etti.
Metin-İsrail Futbol Federasyonu’da bunun üzerine Melikson, Malta maçı kadrosuna tekrardan çağırılacağını açıkladı.
Metin II-Bundan iki gün sonra Melikson, iki takımdan hangisinde oynayacağına dair henüz bir karar vermediğine dair bir açıklamada bulundu. Kulübünün başarısına odaklanmak istediğini belirtti.
Blog Yorum: Annesi Polonya doğumlu. 2012’yi kaçırmak istemeyecektir. Polonya Milli Takımı’nı seçme ihtimali daha yüksek. Tehdit söz konusu değilse. Bu sezon, Şampiyonlar Ligi eleme turunda Litex’e iki maçta 3 gol attı. Attığı 2. gol üzerine yukarıdakiler yazıldı. Yukardakilerin çevrilmesinin ana ana nedeni ise  insanların çevirdikleri metinleri kendi sözleriymiş gibi yazmalarıdır. Yukarıdakiler de wikipedia'dan çevrildi. Çeviri yazmak zorunuza mı gidiyor?

* Trabzonsporlu Adrian Mierzejewski sezonun en iyi oyuncusu seçilmişti.
video
Videoyu Polonya Cafe Futbol'undan kırptım...

Al Sana Klasik Olmayan Bir Cevap

video
Bir de Beşiktaş ülkedeki teknik adamların gözünde nedense böyle...

13 Ekim 2011 Perşembe

Bünyamin Gezer liginde hangi proto-büyük şampiyon?


Bünyamin Gezer'in yönettiği Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray, Trabzonspor maçları sonunda şampiyonluk kupasının kime gittiğine bakalım.
Ahmet Çakar'ın Humphrey (şıvaynşıtayger kadar zor) Bogart ve Clark Gable hibriti olarak betimlediği Bünyamin Gezer dün aktif hakemliğe noktayı koydu. Kendi ağzından duymadım ama gazetelerin haberlerine göre de ben de bıraktığına inandım. İstikametin tv olduğu söyleniyor ve tam da futbolumuzun polisiyeye batmış olduğu çağda hem prim hem de pirim yapacaktır. Kendisinin bıraktığı hafta Guti'nin Beşiktaş kadrosuna girme ihtimalinin belirmesi de ayrı bir ironidir. Carvalhal'ın o bildiği "bir bildik" herhalde buymuş.
Soğuk bir Aralık akşamıydı. İstanbul'a usul usul :C≡O: yağardı ve Bünyamin Gezer dördüncü hakem olarak proto-büyüklerin en protosunun maçında hayaller kuruyordu. Dördüncü hakemin tek bir hayali vardır, o da yedek futbolculardan farksız bir şekilde maçın hakeminin sakatlanmasını ister. 17 Aralık 2003'de ise Hakan Sivriservi (bir şıvaynsıtayger daha) sakatlanmaz...
Maçı Beşiktaş kazanır...

Lafı uzatmadan Galatasaray ile başlayalım
Muslera, Bünyamin Gezer'i arayıp da o kırmızı kartı istese, çerçeveletse kimse bir şey diyemez. Böylelikle gösterdiği son sarı ve kırmızı kartın yabancı futbolculara olmasından mütevellit saçma sapan sorularla muhatap olmaz.
Bünyamin Gezer Galatasaray'ın 17 maçını yönetmiş 8 galibiyet, 5 beraberlik, 4 mağlubiyet ve 34 sarı 6 kırmızı kart görmüşüzdür.
Fenerbahçe:19 maç, 10 galibiyet, 4 beraberlik, 5 mağlubiyet, 38 sarı ve 4 kırmızı kart
Beşiktaş:16 maç, 9 galibiyet, 1 beraberlik, 6 mağlubiyet, 27 sarı ve 4 kırmızı kart
Trabzonspor:15 maç, 9 galibiyet, 3 beraberlik, 3 mağlubiyet, 46sarı ve 4 kırmızı kart

Fenerbahçe 34 puan
Trabzonspor 30 puan
Galatasaray 29  puan
Beşiktaş 28 puan

Bir de maç başı puana göre bakalım:
Trabzonspor 2.000
Fenerbahçe 1.789
Beşiktaş 1.750
Galatasaray 1.706





12 Ekim 2011 Çarşamba

Play-off hesaplama sistemi = İrlanda üstümüzde

İrlanda 8 maç sonunda 232505 toplamıştı ve bunu 8'e bölüyoruz. 29063. Bunun ağırlık faktörü ise 0.4 idi. Elde edilen puanları 0.4 ile çarpıyoruz ve 11625 oluyor.
Türkiye 8 maç sonunda 221511 puan toplamıştı ve bunu da 8'e bölüyoruz. 27688. Ağırlık faktörü yine 0.4 ve sonuçta 11075 oluyor.

2 maç kala ise sıralama ve puanlar şöyleydi.

Türkiye 27836
İrlanda  27268
Aradaki fark 568 idi



İrlanda 10 maç sonunda 314008 topladı ve bunu 10'a bölüyoruz. 31400....0.4 ile çarpımından sonra 12560 oluyor.
Türkiye 10 maç sonunda 271011 puan toplamıştı ve bunu da 10'a bölüyoruz. 27101. Ağırlık faktörü yine 0.4 ve sonuçta çarpınca 10840 oluyor.

İrlanda'nın 8. maç ile 10. maç arasındaki puan farkı +935
Bizim ise   8. maç ile 10. maç arasındaki puan farkı -235

İrlanda bize iki maçta 1170 fark atıyor.

Peki biz  kaç puan üstündük 568


10. maç sonunda İrlanda ne kadar üstün 1170-568=602

İrlanda üsütümüzde

Türkiye'nin puanlamasında toplama hatamı gören ve düzelten Mücahit Sarnık'a teşekkürler. Daha öncesinde 602 değil 502 puan bulmuştum. Kafayı yemekten kurtardı.

4 Ekim 2011 Salı

Transfer Penceresine Kadar 1 Teknik Adam Kısıtlaması ya da Bakıcı Antrenörler



Yıllardan beri ligler başladıktan sonra yapılan oyuncu transferlerinin ligin adaletine gölge düşürdüğüne inanırım. Ligimizin şimdiye kadar “her turnuvaya katılabilmiş” bir Milli Takım önceliği nedeniyle “Yazlıkçılar” kategorisinde olması ve transfer penceresinin Eylül başına kadar bizi cereyanda bırakması adaletsizliğin başat sebepleridir. Bu yılki katastroftan ötürü ise mecburen transfer perdesini çekip adaletli bir şekilde oyuna başlamamız kısmi adaleti sağlamıştır. 

Kısmi adalet nitelemesi ise ligin devamının Ocak 2012 başında rejenere olmasından dolayıdır. Transfer penceresinin ortasından girecek müstakbel Galatasaraylı futbolcu 18. haftada Belediye’ye karşı oynayamayacakken diğer 16+belki 6 maçta oynayabilecekse ve formuyla da ligimizi aşırı dozda zevke sevk edecekse 16 takımımızın günahı nedir? 

Asıl husus da başlıktan anlayacağınız üzere teknik adam dolaşımının aşırı seviyede seyretmesi. Sirkülâsyonun olmasına bir şey diyemeyiz lakin ligin kaderine etki edecek bir duruma geldiğinde belirli şartlara bağlı olarak takımların başına geçmelerini dileyebiliriz. 

2010-11 sezonuna dair teknik adam değişikliklerinin ardından “modifiye ve motive” takımların oynadığı ilk iki lig maçını baz alarak skorların fikre payanda olup olamayacağına beraber bakalım. Yazının sonunda yazacaklarım elde edilen verilerin desteğine bağlı olarak değişmeyecektir. 

İlk sırada Eskişehirspor var: 
Eskişehirspor sezona Rıza Çalımbay ile başlamıştır. Rıza Çalımbay, Yaz – Sonbahar döneminin üçte birini göremeden gider, ardından bir hafta, takımı yardımcı antrenöre emanet ederler ve 7. hafta sonunda 3 puanları vardır. 9. hafta sonunda ise yani Uygun ile geçen ilk iki hafta sonunda ise puan 9’dur. Takım Belediye ve Karabük’ü yenmiştir. 6 puan 

İkinci sırada Galatasaray var: 
Galatasaray sezona Frank Rijkaard ile başlamış ancak takım içindeki aşırı halsizlik neticesinde görevinden ayrılmıştır. 8. haftada oynanan Ankaragücü maçı ve 2-4’lük skor sonrasında Galatasaray ortadaki puanların yarısını alabilmiştir, yani 12 puanı. Sonrasında Hagi’ye emanet edilen “haşlanmış koltuk” ve 10. hafta itibariyle Galatasaray’ın puanı 16’ya çıkmıştır. Fenerbahçe ile berabere kalıp, Antalya’yı yenmişlerdir. 4 puan
Galatasaray teknik adam hasadında fena bir yıl geçirmemiştir ve takımın başına Bülent Ünder 27. haftada getirilmiştir. Hagi’nin Fenerbahçe ile başlayıp Fenerbahçe ile biten serüvenin ardından görev bulan teknik adam ilk iki maçından 0 puan almıştır. Galatasaray’ın sezon ortasında modifiye olması bile motivasyona yetmemiştir. 0 puan 

Üçüncü sırada Manisaspor var: 
Manisaspor’da ligin ilk 4 maçında Hakan Kutlu en tepededir lakin sıfır çekerler. Ligin 6. haftasında ise yani Hikmet Karamanlı iki hafta sonucunda puan hanesinde 6’yı görürüz. Manisa deplasmanda Trabzonspor’u ve iç sahada Sivasspor’u yenmiştir. 6 puan 

Dördüncü sırada Ankaragücü var:
Ümit Özat ikinci yarına ilk maçlarına kadar takımın başındadır, görevi bırakır. Yerine teknik adam arayışında olan Ankaragücü ancak 24. haftada Mesut Bakkal ile anlaşır. O Ankaragücü önce Konyaspor’u ardından da Galatasaray’ı yener. Bir 6 puan daha… 

Beşinci sırada Sivasspor var:
Sezona Mesut Bakkal ile girerler. 10. haftada Rıza Çalımbay gelir. Önce Beşiktaş’a ardından da Belediye’ye yenilirler. 0 puan. 

Altıncı sırada Bucaspor var:
Sezona Bülent Uygun ile başlarlar. 8. haftada Samet Aybaba gelir. Gaziantepspor’a yenilirler ve Sivasspor ile berabere kalırlar. 1 puan. 

Yedinci sırada Konyaspor var:
Sezona Ziya Doğan ile başlarlar. Fena oynamadıkları maçta Bucaspor’a 3-2 kaybederler. 22. haftada teknik adam koltuğuna Yılmaz Vural gelir. Belediye ile berabere kalırlar ardından da Karabük’e yenilirler. 1 puan. 

Bu meramımı anlatacağım bir örnektir. “Niye Beşiktaş yok, onların da teknik adamları değişti” sorusunu aklında tutanlar için gelsin... Gençlerbirliği imdadıma yetişir... 

Gençlerbirliği Thomas Doll ile yollarını ayırırken o koltuğa kimi oturttu? Zumdick’i. Zumdick kim? Sene başında Thomas Doll’un yardımcılığını yapan bir teknik adam. Yani bir teknik adam gittiğinde ki burada esas adam Thomas Doll yerine ancak takımın antrenörü gelebilir. Takımın antrenöründen kastımız ise transfer sezonundan sonra takımla anlaşmamış biri… Sait Karafırtınalar da aynı kümeye dahil edilebilir.” 

Burada dikkat ettiyseniz takımın başına yeni bir teknik adam gelmesinden sonra geçerli olan sonuçları aldım “bakıcı antrenörler” (Anglosaksonların “caretaker” menajerine ancak bunu uydurabildim) ile bir sorunum yok…Zumdick de Sait Karafırtınalar da Tayfur Havutçu da bakıcı antrenör kümesindedirler. Çünkü onlar transfer penceresinden sonra imza atmamıştır. 

Kafasında ikinci bir sorusu olanlara da cevap verelim. Kasımpaşa meselesi… Kasımpaşa'da Yılmaz Vural takımı ilk devredeki 17 maçı oynadıktan sonra bıraktı keza Fuat Çapa da ligin diğer yarısındaki maçlara çıktı. Bu da transfer penceresinde yapılabilecek legal ve daha da önemlisi adil bir değişiklik olacaktır. 

Örnekleri verdikten sonra teknik adamların transferlerinde adilane kriterleri kelimelere dönüştürelim… 

1-Kulüp her transfer döneminde(Yaz Penceresi veya Kış Penceresi) sadece bir teknik adamla çalışmalıdır. Teknik adam da sadece bir transfer penceresinde takım değiştirmelidir. 
2-Kulüple teknik adam yollarını ayırırsa takımın başına “geçmiş” transfer penceresinde sözleşme imzaladıkları bakıcı antrenör geçebilir. 

Üç de yok dört de… 

Elbette TFF'nin ligin ilk yarısını adilleştirmesi yetmez ligin ikinci yarısının da Kış penceresinin kapatılmasının ardından başlatması gerekmektedir(Şubat başı). Yoksa adalet sadece lafta kalır… 

Yukarıdaki iki şart sağlansa lig sonundaki reel dünyanın sonuçlarını eğip bükerek faraziyelere biraz kafa patlatalım: 
Belki; 
-Bülent Uygun, Buca’yı bırakabilirdi ancak transfer penceresinin başlangıcına kadar Eskişehirspor ile organik ve inorganik bağı olamazdı. Rıza Çalımbay da bu kümeye dahil olurdu. 
- Mesut Bakkal da Yılmaz Vural da İç Anadolu’ya yeni transfer penceresine kadar sadece turistik geziler düzenlerlerdi. 
-Taraftar da yönetici de oyuncu da sabırlı olmak zorunda kalırdı. 
-Hagi gelmese Fenerbahçe, Galatasaray’ı belki de yenecekti ve ligi 84 puan ile tamamlayacaktı. 
-Hikmet Karaman gelmese Trabzon, Manisa’yı yenecek ve ligi 85 puanla tamamlayacaktı. 

Aslında bundan sonrakiler yanlış söylem serisine girer mi girmez mi bilemiyorum. Çünkü bakıcı antrenörlerin aldıkları skorları dahil etmedim… 

Netice 16 maçta 6 mağlubiyet 3 beraberlik 7 galibiyet 

Kabaca 34 maça tamamlarsak, şu sonuçlarla 49-50 puan aralığında seyreden bir “modifiye ve motive” takım olur. Bu da birinci sırada yer verdiğimiz Eskişehir’den daha fazla puan alan hayali bir “gazzolu” takım olabilir…

Peşinen...
a-Abdullah Ercan'ın gelişi üzerine yazıldı...
b-Evet, resim o filmdeki en güzel sahnedir...

23 Eylül 2011 Cuma

Yanlış Söylem 8: "Hagi olmadan Terim Ligde Bir Hiç!"

Fatih Terim’e karşı olanların söylemlerinden biridir. Galatasaray’da Hagi olmasaydı Fatih Terim’in bir hiç olduğundan bahsederlerdi. Fernando Muslera’nın iki deplasman maçında “Pitbull’dan kaçan kedi ruhunun da yol açtığı hasar bu cümleleri bazılarında yeniden diriltti. Galatasaray’ın elinde sadece lig olduğu için Hagi’siz Terim’in 96-2000 arasında ligde aldığı puanlara bakalım. 

 Fatih Terim döneminde Galatasaray 29 lig maçında Hagi’den yararlanmamıştır. 

1996-97 Sezonu Hagi’nin oynamadığı maçlar Galatasaray karşı Fenerbahçe, Ankaragücü, Sarıyer ve Zeytinburnuspor. Galatasaray’ın bu maçlardaki puan tablosu 

1997-98 Sezonu Hagi’nin oynamadığı maçlar Galatasaray karşı Gençlerbirliği, Ankaragücü, Karabük ve Trabzonspor. Galatasaray’ın bu maçlardaki puan tablosu 

1998-99 Sezonu Hagi’nin oynamadığı maçlar Galatasaray karşı Adanaspor, İstanbulspor, Erzurumspor(2) ve Ankaragücü(2). Galatasaray’ın bu maçlardaki puan tablosu 

1999-00 Sezonu Hagi’nin oynamadığı maçlar Galatasaray karşı Göztepe, Erzurumspor, Gençlerbirliği, Beşiktaş, Denizlispor, Fenerbahçe, Vanspor, Gaziantepspor, Samsunspor, Adanaspor, Trabzonspor, Kocaelispor, Altay, Bursaspor(2). Galatasaray’ın bu maçlardaki puan tablosu 


Genel puan durumu

Fatih Terim'e haksızlık edilmiyor mu?

Genel puan cetvelinde 2 mağlubiyet görüyorsunuz ya…İşte onlar Galatasaraylı Fatih Terim’in takımla aldığı ilk ve son mağlubiyetlerdir. Biri meşhur 4-0’lık Fenerbahçe karşılaşması diğeri ise Altay…


Hagi'den öte bir şeyler var
Hagisizliği tartışmanın pek fayda getirmeyeceğini herkesin görmesi gerekir ve teknik adama 10 numara üzerinden laf etmek de sadece patinaj çektirir. Başka şeyleri konuşmalı. Sonuçta Fatih Terim kendi oyuncusunu kendi yaratmadıkça 4 yıllık başarısının üzerine çıkamayacak. Üst sınıf teknik adamların çoğu isimli futbolcuların yardımıyla başarılı olmanın hayallerini kuruyor. 2. kez takımın başına geçtiğinde şu andakilerden iki kademe altta yer alan oyuncuları seçmişti ve sonu kötü oldu. Bu defa elindeki oyuncuların kalitesinden kimsenin şüphesi yok ama Fatih Terim “hazır oyuncu” modeliyle nasıl başarıya ulaşabilir? Ancak ve ancak Milli Takım hocası olduğu zamanlardaki gibi her şeyi maç maç düşünecek. Kendisinin katalizör rolü olmadan forma verdiği adamlarla Avrupa'da başarı çok ama çok uzaktadır. Eğer geçmişini hatırlamak istiyorsa City deplasmanındaki Napoli’yi izlesin…Walter Gargano’yu izlesin…Kaosu izlesin… 



19 Eylül 2011 Pazartesi

Fatih Terim mi Cesar Millan mı?


İkisi de imparator ya o bakımdan...Yanlış anlamayalım...

Video:Liverpool'un Rezaletini Hesap Makinesiyle Saymak

Tottenham kaç kez üst üste pas yaptı üşüyerek saydım. Liverpool kusura bakma da "Winter is coming".

17 Eylül 2011 Cumartesi

16 Eylül 2011 Cuma

Stasis Pod'da Rövaşata

video
Bu haberin yanlış olduğuna inanmak istiyorum. Yoksa 1000 yıl uyutun beni. Yazık.

Visearch:2000'den bu yana Avrupa'da en iyi 10 takımı yenenler

2 Mart 2000, Dortmund, UEFA
2000 yılında Galatasaray UEFA kupası almaya giderken 4. turda karşısına Borussia Dortmund çıkar. Alman ekibi Avrupa'da 5 yılda topladığı puanlarla  ilk 10 takımın içinde yer alır ve 6. sıradadır. Galatasaray Hakan Şükür ve Hagi'nin golleriyle kazanır.
25 Ağustos 2000, Monaco, Süper Kupa
Galatasaray belki de kupa tarihinin en zorlu UEFA Kupası'nı almıştır.  Monaco'da rakibi Real Madrid'dir. Rakibini Super Mario Jardel'le 2-1 mağlup etmiştir. Real Madrid 4.'dür.
19 Eylül 2000, İstanbul, Şampiyonlar Ligi
Beşiktaş Rasim Kara ve Toshack döneminde kendi geçmişine göre başarılı olsa da Scala döneminde alınan 3-0'lık skor en azından iç sahada dik duracak bir takımın temellerini oluşturur. Nouma, Ahmet Dursun, Nihat, İbrahim Üzülmez ve Münch'ün kendilerini kendileriyle çarparak yarattıkları skor Beşiktaş'ın son 11 yılda gösterdiği dört sıra dışı performanstan biridir. Diğer üçü deplasmandaki Chelsea, Porto maçları ve iç sahadaki Zenit maçı...Barcelona Avrupa'da 2.'dir.
3 Nisan 2001, İstanbul, Şampiyonlar Ligi
4. Real Madrid'i 1 yıl içinde ikinci kez mağlup ediyor. Galatasaray, Real Madrid'in 2 defansif adamından gol yerken kendi hücumcuları maçı yenilgiden galibiyete döndürüyor.




11 Eylül 2001, İstanbul, Şampiyonlar Ligi
Maç berbat bir güne denk gelmiştir.  Galatasaray D grubu mücadelesini 1-0 kazanır. Lazio 5. sıradadır.
11 Mart 2004, Ankara, UEFA
Gençlerbirliği baharı görmüştür. UEFA kupası 4. tur ilk maçında rakip 4. sıradaki Valencia'dır.
2 Aralık 2003, Dortmund, Şampiyonlar Ligi
Terör bahanesiyle maç Almanya'ya alınır. 8. sıradaki Juventus için sonuç kaçınılmazdır.


8 Aralık 2004, İstanbul, Şampiyonlar Ligi
Fenerbahçe Tuncay Şanlı üçlemesiyle 4. Manu'yu yener.





5 Aralık 2006, İstanbul, Şampiyonlar Ligi 
Galatasaray 4. sıradaki Liverpool'u yener.




19 Eylül 2007, İstanbul, Şampiyonlar Ligi 
Fenerbahçe 4. sıradaki Inter'i yener. 
24 Ekim 2007, İstanbul, Şampiyonlar Ligi
Beşiktaş Avrupa tarihinde görülmemeiş bir tribün organizasyonuna imza atmıştır. Liverpool'u yenmek bile arka planda kalmıştır. Liverpool 3. sıradadır.






2 Nisan 2008, İstanbul, Şampiyonlar Ligi 
Fenerbahçe çeyrek final maçında 7. sıradaki Chelsea'yi mağlup eder.


25 Kasım 2009, Manchester, Şampiyonlar Ligi 
Tello Boliç'e özenmiştir. Beşiktaş'ın yenmediği İngiliz takım sayısı bir azalmıştır. Manu 4.'dür.


14 Eylül 2011, Milano, Şampiyonlar Ligi 
Trabzonspor Tolga Zengin'in olağanüstü performansıyla adamım Gasperini'nin dümenini kırmıştır. Inter 9. sıradadır.

Sonuçta 1 kez Almanları, 4 kez İspanyolları, 3 kez İtalyanları, 6 kez İngilizleri devirmişler.
Galatasaray 6, Fenerbahçe 3, Beşiktaş 3, Trabzonspor 1, Gençlerbirliği 1
Not: Visearch(vaysörç) diye bir tanımlama var mı bilmiyorum tamamen kaba etlerimden çıktı.


12 Eylül 2011 Pazartesi

Cem Yılmaz Meslekleri

Burada Laf Çok programından

Stoke City Hamamı'na Hoşgeldiniz

video
Bunları kaçıranlar Premier League'de topçuyum diye gezmesin. Hem Liverpool hem de Beşiktaş...Biri çekti, diğeri umarım aynı akıbete uğramaz.

11 Eylül 2011 Pazar

Fenerbahçe’de bir Cantona olsa, Ne güzeldi bu ülke





Aslında var bir Kan-tona...Ama 3 yaklaşık… Soyadı Kan-er… Adı Esat… Nam-ı diğer Fındık Esat…Küçük Esat… Fenerbahçe Cumhuriyeti’nden öğrenmiştim adını…Biraz araştırma sonucunda torunu Ayşe Uras’ın kendisi için hazırladığı belgeselle karşılaştım…”O Benim Efsanem”di hazırladığı yapımın adı…Kundaktaki Ayşe, dedesini tanıyamamanın hüznüyle devam etmiştir hayallerine… Merakını çelen siyah çantayı dayanamayıp açar ve bizlerle paylaşır bir futbolcunun hayatını...


Fenerbahçe’de 1930 ve 1940’lara damgasını vurmuş bir futbolcu…Sonrasında gazetecilik…Kadıköy bağımlısı…ve 6 Ağustos 1984…Santrhaftır…İri yarı adamların arasında hemen fark edilir…Zamanlamasının mükemmelliğinden söz ederler…Sahadaki naif duruşundan…Cem Atabeyoğlu kendisinin biraz inatçı olduğunun altını çizer…Ancak futbolda inatçılığın olmazsa olmazlığını ekler peşinden…30’ların ikinci yarısında yıldızı parlamıştır….Fenerbahçe’yi de zirvede tutarak…Futbolculuğu biter…Hem Genç Milli Takım hem de Fenerbahçe’nin gençlerini çalıştırır…Arada Eyüpspor macerası...Sonra gazeteler ve Kadıköy…

Kahraman Bapçum sesinden arkalara doğru ilerleyelim…Fazlasını isteyenler zaten araştırır bulur…
video



Yazıyı kapatacağız ama öncesinde bir hikayeye ışınlanalım: 1800’lerin son yıllarına girilmiştir…Adam zengindir ama mutlu değil…İyi bir şeyler yapmak ister…Falcıya danışır…Falcı küresine bakar: ”Senin bu dünyaya çok büyük kötülüğün dokunacak” der…Bizimki zaten mutsuzdur ve evine doğru ilerlerken tren yoluna gözü kayar…İçinden yaşamak geçmeyen bir yoldur kesiştiği…Tren yoluna yatar, kara kütlenin gelmesini bekler…Tam tren gelirken bir çocuğun raylarda oynadığını görür…Çocuğa ses eder ama sesini duyuramaz…Hemen yerden kalkar ve çocuğa doğru koşar…Oğlanı kurtarır…Akşamdır...Evine götürürken içindeki sıkıntıların parçalandığını hisseder…Çocuğun annesi kapıdadır ve retorik bir soru ile bitirir hikayeyi…Sen mi geldin Adolf? 

1936-37 sezonunda gol kralıdır…Fenerbahçe’ye 368 maçta 75 gol kazandırmıştır…Ama…Esat Kaner’in formda olduğu yıllarda sadece bir şeyi eksiktir… A Milli Takım forması…Hikayedeki adam, Hitler’i kurtararak Esat Kaner’in her milli maç izleyişinde kalbinin parçalanmasına da yol açmıştır…II. Dünya Savaşı her ülkede olduğu gibi A Milli Takım tarihinde de geniş bir boşluk yaratmıştır…Bu yüzden milli değildir Küçük Esat… 

Esat Kaner de yukarıdaki hikayede rol alır mıydı?...Yalçın Doğan’ın Fenerbahçe Cumhuriyeti’nden bir alıntı yapalım…Kararı siz verin… 


“ben size Fenerbahçeliliğimi anlatmak isterim. Biz delikanlılık çağlarımızda, daha çocukluğumuzda diyelim, antrenmanlarını bile kaçırmazdık. Bizim ev Fenerbahçe Stadı’na yakındı. O sıralarda stadın çevresinde tahta perde vardı. Onun üstünden atlar, stada girerdik. Yöneticiler ya da futbolcular da bizi kovalarlardı. Bir gün, hiç unutmam oradaki yöneticiler ve futbolcular bizi yine kovalamaya başladılar. Futbolculardan Esat da beni yakaladı ve bana bir tokat attı” 


Tırnak içindeki sözlerin sahibi K.Evren… 

Yani Küçük Esat senin bu dünyaya çok büyük kötülüğün dokunacak…Keşke yaklaşık olmasaydın...

Related Posts with Thumbnails