14 Temmuz 2011 Perşembe

Filler tepişirken yeşil çimlerin ezilmesine izin verme

İster öyle ister böyle, ülkenin son anlarda adil düzene doğru kaydığını sananlardan biri değilim. Herkesin ajandasındakileri sayısı sayısına yerine getirdiği bir ortamda, MB’yi Ergenekon ve Balyoz davalarında yerin dibine sokan topluluğun bile, her nasılsa birden doğrudur ağabeycim şeklinde, palazlanmasını aklımın ve vicdanımın herhangi bir noktasına değdirdiğimde enerji alamıyorum. Aslında değişimin nasıl gerçekleştiğine bir sonraki paragrafta değineceğim. Yukarıdaki davaların tümünün yanlış olduğuna inanmam da bu ülkede pembe perdelerin arkasında yaşadığım anlamına gelir. Artık davaların esas çerçevesini bir akıllının kuyuya kendi ışığını yok edecek çakmak taşlarıyla birlikte gerçekten suçlu granitleri vb. de atması oluşturmaktadır.
MB’nin eskiden, askerlerin çıkardığı Maya’da çalıştığını kaçınız biliyor. Bu durumun farkında olan güruh veya MB’nin tahtının en azından kolçağına oturmak isteyenler artık yeni belgeciler olarak görev yapmaya başlamıştır. İnandırıcılık seviyesi Kadıköy ve Beşiktaş ilçelerinde yerlerde olan birinin dillendireceği şeylerin umursanmama riskini göze alamazlardı ve bu sayede akımı birçok kola verdiler. Elektrik devresinde önceleri seri bağlama taktiği uygulayanlar ampulün taca çıktığını görünce artık paralel devre kurmak zorunda kaldıklarını anladılar. Devredeki bir ampulde hata olduğunda bile diğer ampuller yanmaya devam edecekti. Bu sebepten ötürü MB’nin yanında yeni yüzlere ihtiyaç vardı. Her birine yapbozun ayrı parçaları düşmüyor muydu? Suçlananlardan bazılarının serbest kalmalarının ardından o koldaki ampulün işlemez olduğunu görmedik mi? MB artık simge olarak kullanılıyor. O kuyudan çıkarılmış koskoca bir taş MB ve her zaman olay mahalline fırlatılır. Bize hissettirilen şey ise bakalım o taşın altından neler çıkacak…
Yukarıdakileri okuma zahmetine katlandığın için teşekkür ederim ama daha ortasındayız Her ne kadar Beşiktaş adına kendimi konuşmak yetkisinde görmesem de Süleyman Seba’nın ardından çok temiz olmadığımızı düşünüyorum. Süleyman Seba çağı öncesi hakkında ise canlı olarak yaşayamadığım için pek yorum yapamayacağım. Yok dememiz de var dememiz de faraziyedir.
Habertürk’te malum eşkâl resmi yayınlanana kadar ben de davanın futbol içi bir süreç olduğunu düşünenlerdendim. Zaten ezelden beri yalamakta beis görmeyen insanların dönüşümünden sonra yazdığımız reçeteye eklemeler de bu süreçten sonra gerçekleşmiştir. Böyle bir resmin genişçe yayınlandığı sadece terör örgütlerinin en üst düzeyindeki insanlar yakalandığında görülmüştür. Aziz Yıldırım’ın suçlu olmasına inanmak veya inanmamaktan başka bir şey söz konusudur. Amaç hep diğerinin gözünde bir başkasını küçük düşürmektir. Futbol gibi renk cepheleşmesinin güçlü olduğu bir ortamda ise bu anlaşılır bir şeydir. Yalnızca buradaki cepheleşmeler kulüpler arasında değil kulüp içlerinde gerçekleştirilmek istenmektedir. Bu da tuvale önce sarı, sonra bordo, sonrasında beyaz renklerin sürülmesinden gerçekleşmektedir. Beşiktaş’ın da bu işe ekleneceğini bildiğimden herhangi bir şekilde görüş belirtmedim ama iş dün gece netleşince de yazmak kaçınılmaz oldu.
Şimdi hükümetten öncelikle ceza hukuku vd. dersleri ilköğretim seviyesinde zorunlu olarak okutmasını istemek en doğal hakkım oluyor. Trafik dersini falan koymak zaten ülkede abes, ancak alkollü araç kullandığında kaç yıl yatacağını öğretirsen o velede, büyüdüğünde belki zil zurna direksiyon başına geçmez. Zaten malum olaylardan sonra hukuk âlimlerimiz de dava dışı topçularımızın da hepsinde korku açmaya yetecektir. Dava neredeyse bütün toplumu ilgilendirdiğinden canlı olarak TRT’nin herhangi kanalından yayınlanması gerekmektedir ama her şeyi birbirine karıştırılmaz deme. Sen sporla siyasetin ayrı gittiğini düşünen arkadaşım neden TRTSpor kanalı aynı zamanda Meclis TV. Frakla yüzen veya koşan birini gördün mü? Alakasız gözükse bile bunu eloğluna nasıl anlatabilirsin.
Olayın kurgulanmış olacağı veya kurgulanmamış olacağı da muamma! ama kurgulayacak biri varsa da ellerine koz vermek için çok uğraştıkları belli. Beşiktaş cephesinde sadece transfer vaadiyle kandırmak, Emenike olayıyla benzerlikler göstermiyor değil. Emenike olayından farkı İbrahim ve İskender’in tam performansla sahada yer almasıdır. Bu görüşme doğruysa etiksizliğin önde gidenidir ve de şike olarak algılanmasa da cezasız kalması beklenemez. Trabzonspor ve Fenerbahçe cephesine hiç girmeyeceğim. Ancak işin Galatasaray tarafını es geçmem söz konusu değil. Bu olaylar ilk patladığında sayıları bir elin parmağını geçmeyen Galatasaraylı arkadaşların Fenerbahçe’siz bir ligin keyfinin çıkmayacağını söylemelerinin ardından kendilerinin de temizci gruba dâhil olmalarını anlamlandıramıyorum. 10 gün önce FB, BJK, TS ceza alıp da GS pak takım olursa yüzyılın ironisi bu olur demiştim. Gidişat onu gösteriyor ama emin olun bu kurgunun ilk sırasında evvela siz varsınız. En ufak hatanızda üzerinize çullanacak bir kötü topluluk var. Yalnız Ünal Aysal’ın her şeyin bir an evvel çözüme kavuşması için yaptığı çağrıyı doğru buluyorum. Düşeceksek düşeriz…
Şimdi bir de adaletin kestiği parmak acımaz tabirini kullanıp, kadeh yudumlarken idama karşı duran kafasız amcalara nasihat olsun; oralarda böyle şey olduğundan tek motto ”Topunuzu keserim ha”…Futbolu öldürmeyin la!

2 yorum:

Adsız dedi ki...

MB ne,ilk paragrafta parantez içinde yazsaydın keşke.

Levent Kömürkara dedi ki...

"Taraf"lı Muha Bir... yazarım ancak

Related Posts with Thumbnails