11 Haziran 2010 Cuma

11.06.2010 Uruguay-Fransa



Bugün, futbol heyecanıyla yeni kaplanmış, futbolcular hakkında üstünkörü bilgisi olan ama yeşil sahadan kaptığı kıvılcımların içinde yangına dönüşmesi muhtemel bir çocuk düşünün. Güney Afrika – Meksika maçını izlemiş de olsun bu maç gibi ama yatması gerektiğinden dolayı akşamki maçın ilk 15 dakikasını izleyebilsin. Karşısına bir Santos çıksın bir de Ribery. Evinde internet bağlantısı da olmadığını varsayarsak bu çocuk muhtemelen bir menajerlik oyununa bakacak ve iki istisna yeteneğin kariyerine göz gezdirdiğinde Galatasaray’ı kesişim kümesinde görecek. Buradan kaçan balık büyük olur manasını çıkartmasın Galatasaraylılar, derdim o değil. Aynı çocuğun Lugano ve Anelka’nın kariyerlerine baktığını hayal edin. O kümede bu sefer Fenerbahçe yer alacak. İşte anlatmak istediğim bu, kulüplerin yavaşçana doğruyu bulmalarından bahsediyoruz. Belki ellerinde veya değil ama kalburüstü bir futbol sanatçısının/savaşçısının kariyerinde sizin kulübünüzün adı geçince, değmeyin keyfinize. Darısı Holosko efendiye…
Fransa 4-2-3-1 dizilişinde top getirme görevini Diaby’e yıkmış. Toulalan daha defansif bir pozisyonda kalmış. Burada Gourcuff’un daha etkin bir rolde olması gerekirken sadece serbest atışlarda ve köşe noktasında topla dostaneydi. Maçın başında Ribery’nin atak girişimleri ve Anelka’nın geriye gelme çabası dışında Fransa’nın gerideki dörtlüsünden en ufak bir katkı görmedik. Hele ki iki bek Evra ve Sagna, Uruguay’ın “full-back”(Türkçe tanımı olan varsa sevinirim)leri Pereiralar’a karşı hiçbir girişimde bulunmadılar.
Uruguay’ın granitten farkı yok. Turnuvanın savaşkanı konumundalar. Takımı ise sadece ilk iki dakika 4-4-2 dizilişinde gördük. Sonrasında belki de Fransa'nın oyun anlayışından ötürü Lugano geriye gömülerek savunmadaki huninin ucunu oluşturdu. Kendisine sağda Victorino solda ise Godin yardımcıydı. İkisi de kaptanlarını rahatlattılar. Ama dikkat çekmek istediğim şey az evvel de belirttiğim gibi iki full-back. Yani bu kadar ciğerli oyuncu çok az bulursunuz. Özellikle hücuma çıkışlarında daha başarılı bir yüzde tutturan Alvaro Pereira’ya büyük alkış. Maximiliano ise defansif açıdan daha verimliydi. Orta sahadaki Perez ve Arevalo ikilisi birbirlerine yakın oynayarak o beşli hunide Fransızları dara düşürdüler. Takımın tek bozuk plağı yavaş adamların en kralı Ignacio Gonzalez. Bu kadar alt düzey performans sergilememişti izlediğimiz 54 oyuncu(Meksika kalecisi Perez’i listeye katmadım) da. Öne top aktarımında bu oyuncunun yetersizliğinden dolayı Forlan ve Suarez gol için mutualistik bir ilişki kurmak zorundaydılar. Birbirlerini beslemeleri gerekiyordu ve tatmin edici seviyeye çıktıklarını düşünüyorum. İkinci yarıda ise Fransa beklerini birazcık da olsa ileriye gönderdi ama o savunma karşısında tek tercih olarak uzaktan şut çekip durdular. Sanki Muslera, ceza sahası dışından Leo Franco’ya benziyor! Diyelim ki öyle sen kim Selçuk kim...
Lodeiro’nun atılması maça ufak çapta bir heyecan yükledi ama Fransa hak etmediği bir dünya kupası maçında hak ettiği bir beraberlik aldı. Meksika maçından sonraki tahminim de bütün takımların ikinci maçlara birer puanla çıkacağı yönündeydi. Bu grubun son maçlara kadar aktif kalacağına çok seviniyorum. Hüzünlü bir kaybedişe rast gelebiliriz.
Neyse, Fransa’da Malouda, dinaminik Valbuena ve Götten motor Clichy oynamazsa ilk turda elenebilirler.

Forlan’a kükürtlü sabun, Domenech’e de tırnak makası hediye ederse bir ıtriyat firması sevinirim…

2 yorum:

sukullaci dedi ki...

govou dan nasıl bi performans bekledide oynattı anlamak çok zor gerçekten. bi yerde ribery-malouda kavgalı yazmışlardı. e madem buna rağmen adamı sonradan oyuna alıyosun bari baştan oynat. koskoca fransa da hücumda bişeyler yapmaya çalışan tek oyuncu diaby! onunda kapasitesi belli zaten, iyi niyetli mücadele ediyo ama pas atacağı adam yok. diaby nin aldığı sorumluluk kadar gourcuff-ribery alsa bu kadar durgun bi fransa izlemezdik

Levent Kömürkara dedi ki...

Govou'nun maç b oyunca yaptığı en önemli şey sadece bir kereliğine görev bölgesinden kendi caza sahasının soluna kadar bir adamı kovalamak oldu. Yıllarca Zidane'a yüklenmenin acısını yaşıyorlar. Turnuvadan sonra Blanc'la biirlikte Gourcuff dün gösteremediği performansı 2012'de sergileyebilir.

Related Posts with Thumbnails